Kuşlarda Kalan
Kağan İşçen
Gece emzirirken heveskârlığımı
Şarkılardan arta kalan bir alemde
Yaşıyorum kavşaklarına bakmadan
Akşamüstünün kuşlarda kalan tortusunu...
sözlerim açık ardına kadar
açlığına ruhunun
saçlarının her bir teli
bam teli sabaha hevesle kalkışımın...
şarkıları yalnız söylerdim
yüreğin durmayan saati sanki hep sana ayarlı.kuşlara hep yitik buruk baktım bu yüzden.sensizlik aslında ağaçların ve kuşların ölüm uykusudur. bu yüzden belki de ikimizin göğünden de aynı yıldız kaymış gibi hayalin caddelerde soluk yıkık.sanki ağzın gökyüzüne değmiş de sen öyle konuşuyorsun.sesin oradan almış güzelliğini.ben senden hep ayrı köpüklerden ve tuzlardan bir alevim unutma.kuyuda unutulmuş bir taş sessizliğine gömülü bir avareyim konuşkanlığında aykırı rüzgarımızın.gözlerinin ılıman göğünden acıya yatkın yüzüme nasıl yağmurlar yağıyor unutmak formüllü.birbiriyle kesişen yolların inatçı tutunuşu gibi acabalara.gerisi trenlere ağlamayı paylaşmak hay huy içinde.birleşen hayatların bir gün biteceği üzerine yazılan senaryolara aldırmadan.kısa donlu günlerin özlemiyle dolu zamanları yaratarak öpüşlerimizde.
hep alışıktım ayrılığa bir de göklerine gözlerinin. suçluyum anlatamadığım için büyüklüğünü acılarımın. ardımda sarı ışıklarıyla yalnızca şehir.yüzüme ne olur iyi bak! niyetinde bile aşk var değil mi? sen kendini hep başka bir ülkeye iteceksin biliyorum.
artık sonbahar.sokaklar serin günlerle dolu.yalnızlığımla ve kuşlarımla üşüyebilirim.yalnızlık vahşi bir at gibi asi ve kederli...
kıyılmış düşlerden kalmış olmalıydık
ayaklarımızdaki tozla ovduk yüreğimizi
çapaklı durgun ayazlarda arkadaşlar bıraktık
ömür acısı bir payda kentsiziz
olur olmaz bir soytarılıkta
sıkı sıkıya kışlığım oluyorsun
dağ ayazı kokulu kışlamdı yalnızlık
kendimi zor atıyorum dost sohbetlerine
ve bakışlarımın kitabının ön sözüyle
başlıyorum konuşmaya
akşamlar kurak yazlardan kalmış gibi
öğlen sonları mahallî ve öyle sessiz
öğlenleri aç acına gezdiğim
güney sıcakları vurmuş gibi başıma
ama her sabah açılınca gözlerim
mutlaka ilk seni görüyorum karşımda
I
kış ortası sarındığım soluk
yırtık yamalı çamaşırların kokusunda
çocukluğuma miyop evlerim
evet ben buyum
seni kendim için özlemedim
hasretimin gururuyla oynayamaz zaman
kılıç artığı bir hayatla uğraşa dururken
uykudan öte bir beklentide...
sabahlar ne kadar pazara keser
geç gelişlerine yaşadığım az
erken gidişlerine öldüğüm gibi...
ne geç gel ne erken git
ne az gel ne çok git
vakitlerim kararsız




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.