saçlarından gelen kokuyla
gittiğim anıdan dönemiyorum
yanımda artık kendi yokluğum
kendimi kendimde bulamıyorum...
gündüz oyunlarıyla koştuğun
sabah kuşları dindiremedi ağrılarımı
nergis kollarının gülüşünü istemiştim
dışarıda nazlı mı nazlı bir yağmur
içeride ellerinin şefkatli buğusu
acıda yok olmak değil boğulmak istiyorum
gülüşünün bana uzanan tüm gerekçelerinde...
içimde ayrı bir iç var bütün içlerin dışında
senin dışında sandığın halbuki an be an içinde
öyle bir simetri ki aramızdaki kan kana can cana
tepeden tırnağa yalnızlıklayız büsbütün yan yana
oturup şu kısacık ömrüme
uzun şiirler yazmalıyım
nedenler aramalıyım bitişlerimin şarap çanağına
hayat penceremin çerçevesinin şapşallığına
avazım çıktığı kadar kaş göz etmeliyim
sana benzeyen şüphelilerime
gözlerim açık gördüğüm her rüyada
kapalı gözlerim senden başka her şeye
karanlığım bile ülkesiz
kuş konmaz kervan geçmez güneşimden
iki akşam arası imkansızlık kabusudur
sensizlik
isimsiz bir çiçeği ezdi sabah
kapının ağzında hayat kaygısı
sokaklar adımlarıma yorumsuz
hasta çocuk sesleri içerlerde
gökyüzü ruhumda gri bir leke
sarındığım evler ısıtmıyor içimi...
adım uzak kokularla avunuyor
ömür yongamı bir yağmur beklentisiyle
çocukluk bahçelerine benzetiyorum...
öğlen sıcağında kendine de yavan
geç gitmeleri tiye alan sonu son kirli
ikindisi hızlı bulutları dahi görmeden yaslı
çam ağacının şefkati
saçların gibi
uğurlu bir yanı olmalı
bu serinliğin
aramızdaki insanca tadı
yalnızca
kimim kimsem yok
uzak yoldan geldim
günbatımlarını düşünerek
ağladım için için
sakallarımda titrek bir yalnızlık
sapsarı kırlangıç uğultularıyla geldim




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.