yaralıydı bahçe
eski demir kapıya emanet ağaçlar
küsmüşler rüyalarıma
akarsuya güvenen
pazar boşluklarımı da bulamaz oldum
çayın buharında
yollar çamurlu
aralıklı ağaçlar okşuyor seviyor saçlarımızı
üşüyen ellerimizi burnumuzu
“kırmızı ayakkabılarınla şubat’a meydan okurdun…
düşler gerçek olduğu zaman üşümem” derdin
yüreğim mendildir gözlerime
sana bakınca ipek gibi dolaşır kan
ağlasam yeridir
ama ah o tanımsız eflatun an...
kendi yaşayamadıklarımla
ayak basıyorum kuşatmalarına
ilk gençliğimde kaldığım kadar
sen yaprakları fark etmeden yürüdün
sensizliğime acıma
acımaya acı
kendin için...
geldim bak
eylül'e rağmen
hüzün yumaklarını çözdüm de geldim
arkadaşlarımı arkadaşlığımı
bıraktım yaz akşamlarında
şimdi zavallı
geldim baksana bak
yak kalbindeki gül solgunu anlamlarını bende
melodiler bizim için seyahatsiz yalnızca bizim için sesler
ayaklarımızın dibinde yeryüzü
öpüşlerimin tuşlarına dokun en güzel şarkılar bizimdir
sana en doğru yalanımı söyledim
ben her şehre en geç inen yolcu üstüne üstlük
en doğru yalanım sevmek sinsice takip etmek kalp atışlarını
açığını yakaladığın an hiç durma yüzüne vur
sevmek nedensizdir günün doğması gibi
çıkarsız batar akşam bulutları gurbet sancılı
gece
aklımdaki sorunun katili
korkunun oruspusu
gece
uzak köpek sürüleri
kafka'dan can alıcı bir satırın
boşluğunla sarmalandım
görünmüyorum şafağın gözüne
bu gülen sen değilsin
gitmenden korkmazdım hiç çünkü
gece ayaklar altına atarken kendi onurunu
gözlerim kapanmıyor
sarı sapsarı eylül
hazin öykümüz
sabahları sisli sokaklar mahpusluğum gözlerine
yok yüzünün anlamı eylül var yaprakların hazin serenatı
odamda göğe varan bozlak yorgunluğu yalnızlığın eylül
uykularımın arasında serçe sürüleri kesik atardamarım




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.