bir tangoyu taşırdım dudaklarımda
sana sandığım
sen sandığıma
akşamları yoksul balkonumdan bakınca
karanlıkta kaybolmazdı ya ağaçlar
sardunyalar açardı sahiplenirdin
elmacığındaki yaraysa benim
mekansızdır aşk hiçbir giysi uymaz üzerine
kavgalarımızdaki bu ıtır kokusu
neye niyetlensem karşımda içime doluşun
saçlarımın renginde bir açık çay gibi
sarıldığım günahlarla savruk oluyorum yumak bir hüzün dumanı
günebakan çiçeği oluyorum bir yavru kuş sabırsızlığı akar gözlerimden
umutlar tedavülden kalkar sen çok anlamlı orkestra
ölüm kadar iddialı türkü çalar yanık asker havası başımda
ve soluduğum hava afyonlar sancısızlığını kudurgan
artık ne düşünmek ne söyleyişlerin tedirgin acımasızlığı
ağlama sevgilim anlaşmaya çalışacağız
ellerinle yok ettiğin bu sonbahar yalnızlığı
efkarlı bir kasım sabahı yapraklarla kapına vuracak
posta kutusuna bakacaksın şaşkın ürkek
birbirimizden habersiz ağlayacağız
şarkısızlığa isyan uykumsun
tatlı mı tatlı yalnızlık öyküm
yağmurlu mu yağmurlu
bir sonbahar sabahının
öğlene bir an evvel ulaşmak isteği...
sayfaları eksik bir kitabı
tamamlamak gibidir
sevmek gelişini
sadece gelişini...
anılarla çizdiğim düş ülkesinde
ben yitirmişim seni sende
ben bendeyken sen benim değilsin
sen kendindeyken ben kendim değilim
sen kendindeki bende bulamamışsın kendini
ben kendimi bulmuşum sende
ben kendimdeki sendeyim
ağırdan alıyorum çoktandır
yokuş yukarı koşuşan çocuklar gibi
bağıra çağıra telaşlı
kim yakalarsa yakalasın
kumdan çok çölden öteyim
okyanustan derin
akdeniz yağmuru böyle olur
yumuşak sesli turunç ikindileri
eteğinde açar uykunun
akılda ayrılıklar da olsa
kar etmez bu inceliğin vahşi tadına...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.