uzun mevsimler geçirmeye soyundum
başka türlüydü gidişin
yüreğimdeki eksik gölgeni
ömrümle yorumlamaya yeltendim...
bin kenti bırakacak kadar
iki deniz feneri
yüzyüze
sırt sırta
omuz omuza
ortalarında beyaz yelkenli
sensiz sadece görüntü...
sokak tortusu kalmış ağzımda
kalmak sokakta tortulaşmış
kalbimde demlediğim çayın buğusu
hem içeride hem dışarıda
gözlerimi her kırpışımda...
hasretim memedin anası yanmışım zeynebe
yüzyıllık çınar ayrılık
üstüm başım ağıt sıla
sardunyalar açardı sahiplenirdin
elmacığındaki yaraysa benim
mekansızdır aşk hiçbir giysi uymaz üzerine
kavgalarımızdaki bu ıtır kokusu
neye niyetlensem karşımda içime doluşun
saçlarımın renginde bir açık çay gibi
sarıldığım günahlarla savruk oluyorum yumak bir hüzün dumanı
günebakan çiçeği oluyorum bir yavru kuş sabırsızlığı akar gözlerimden
umutlar tedavülden kalkar sen çok anlamlı orkestra
ölüm kadar iddialı türkü çalar yanık asker havası başımda
ve soluduğum hava afyonlar sancısızlığını kudurgan
artık ne düşünmek ne söyleyişlerin tedirgin acımasızlığı
ağlama sevgilim anlaşmaya çalışacağız
ellerinle yok ettiğin bu sonbahar yalnızlığı
efkarlı bir kasım sabahı yapraklarla kapına vuracak
posta kutusuna bakacaksın şaşkın ürkek
birbirimizden habersiz ağlayacağız
şarkısızlığa isyan uykumsun
tatlı mı tatlı yalnızlık öyküm
yağmurlu mu yağmurlu
bir sonbahar sabahının
öğlene bir an evvel ulaşmak isteği...
sayfaları eksik bir kitabı
tamamlamak gibidir
sevmek gelişini
sadece gelişini...
anılarla çizdiğim düş ülkesinde




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.