ağustos sabahlarına zifiri uyandık
gazete kupürlerinde ölüm haberlerimiz
rüyalarımızı sığdırmak istedik gerçeğe
mevsimsiz göçtük beklemedik didindik
gün yanıklarına gebe rüzgar değirmenleriyiz
ezik şimdi dergahsız pir gibi
yüzünsuyu hürmetine destide su
gece düşüncenle maviler gibi
kalbimde telaş tavşan uykusu
divansız derviş yoksulluğu bu ezgisiz
kötülüğü kekelerken günün yayılması umutsuzluğunda
ölümü hecelemeyi göze alır ürkek kuşları son çocukluğunun
sakalları yaşlı bir aynanın karşısında kendini anlamsızlaştırırken
macerasızlığın kendini kötü ve önemsiz hissetmesi
şimdilerde anarşist bir savurganlığa mahkumlaşır
bütün savunmalar ara geçişlerde
çıplak ayaklı çocukluğumda
ağaçtan düşünce ağladığımsın
öyle masum öyle insan ve yürekli
ben senin için yollar düşledim
gökkuşaklı
gri yağmurları kucaklayan sarnıçlar gibi
dışarı çıkmak istemem içerimden
nisan serabısın acılarınla içimde
grilerin çizdiği yeşil bir dünya olmalı
kendi kendime uydurduğum turuncu sıcağı bir şarkı
saçlarının ortasında uçsuz bucaksız bir ovaya benzerken yüzün...
haritalardan aşırdım kıtaları
enlemler boyu gezdim adınla
boylamlarla yok ettik zamanı
çoğaldıklarımı kuşaklar boyu
anlattım suskun taşkınlığımla
nemli bir sabaha uyanırdık
ilk ışıklarıyla aklımızdaki sözcüklerin
ötelenirdi ölüm sanki
ya da ara verilirdi ömre
aramak koparırdı bizi birbirimizden
ayrı bir kavuşmak iklimiydi
dağ sırası aştık öperken yeryüzünü
aldı bizi gençliğimizin bitişi uzuncacık
savunmasız çocuklar gibi sevdik seni
kenti çevreleyen korkuydu aşksızlık
korkuyu yendik biz
leyla dedik ille leyla çoğaldık
yorgun ağaçlar görüyorum kanamalı
gecenin çürüyen gölgeleri umutsuz
güz birikimleriyle yaşlanıyor insan
ayrılığın bir karşılığı yok
karşılığın bir anlamı
gel
çirkin bir gölgeydi bizi ayıran
yeryüzüne vurmuş yalın bir acı
saymakla bitmez bir dürtü
görünmez hissedilir bir kirlenme bu
bize kendimize zamana kafa tutan
uğraşır bırakan bir gülü dikeniyle




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.