sular yorgun dudağımda
sessiz odaları özlüyorum
erken ayrılıklara uzak
bir pencerem olmalı hemen
meraklarımı yendim
daha bir alıştım ayrılığımın
çerden çöpten arınmış kış özlemlerine
sesimiz çocuklaşmasıydı
kentlerin haksızlığa uğramasının
ağlaşmasıydı kentlerin sesimizi
büyük ve çıkarsız uzaklıklar biler aşkı
sonra keskin kılıcı yüreğimin donuk bakışların
ama zamanı yenmişliğimle
savurganlığın doğurduğu unutmalarda olmayacağım
hiç
ayrılık anlarında gerçekten öldüm
uzak sislerin kirli yakınlığı mıdır bu
laciverdi küflü bir köşeyi dönerken onu gördüğünü sanmak
yağmur aklımı almasaydı yeşili içmezdim acı acı
kendi gözlerimden
karanlığın üstüne su serperek geceye ihanet ediyorum...
yağmur otları ıslattı
ayağım kanıyor yerin soğuğuna
buz gibi bir sinema karanlığında
iki film birden izliyorum sanki
eskisi gibi...
eskisi gibi bir ağaç hışırtısına tavım
menekşem içine mi kapandın söyle
hangi pencere yetmedi uçsuz bucaksız güzelliğine
hangi güneş kıskandı üzerine titrediğimi
hangi ölüm özenle kıyacak hangimize ki
nazar mı değecek yosun çilesi saçlarına
sözcüklerim güvercin öpüşleriyle kondu mu gözlerine
ismin yarım şarkı karıncalı ezgi
çok kötüyüm sen ezilmiş kadın yüreği
kalabalıklarda kırmızı soluyorsun boğuluyorum aşkla gidişine
ben bilinmeyen sokakların erdemi
aramak esarettir ayrılık bir yaşam biçimi
düştüğün yerde kaldıranın olayım ama en çok yabancı
Nüans
sesini duyuramamak
keşkelerle onulmaz bu kent
yalnızlığı kuşanmaktır kahraman
sabah soğuklarında güneşi aramak
canı yanar suyun
sıkıcı yazlar çocuklaşır
o an
hangi düğümü çözmeye kalkışsam
kirlenmiş mutsuzluğum
suyu yüzüme çarptığım
odamın duvarında seni beklemek asılı
en son yüz ifademdir seni beklemek
hoş geldinlerine muhtacım yaban gülüm
yalansızım
yakın ağrım
uzak tınım




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.