günlerim kış sabahlarının ayak sızısı
bakışlarım buzlu
çiçeklenmiş pencereler gibi
yalnızlık donduruyor zamanı
sensizliği düşünürken üşüyorum
kar yerine her yerime saçlarımı dolamalıyım
beni bıraktığınca ben benim
yalnızlığımca çoğul
çoğulluğumca yalnız
çocukluğumun filmleri gibi umarsız kır pidesi sade sevişliyim
göksel hülyalarda ağlayışlarda
halep bilyeleriydin yastığımın altında sakladığım
aşkı tükettik
karşılığı yok yaşamın
herşey düz bir çizgi
gurbete çıkmış yapraklar ağaçlarda
yağmur kendine ıslak
sıcak güneş kendine
ellerin mi desem gözlerin mi
belki de heryerin benim bilinmeyen diyarlarım
sen sılam olmuşsun solgun bahçeli
geri dönüş yok bu hazan bu yağma çağı bizim tartışmasız
bak dünya dönüyor değil mi
sana demiştim aşkın lunaparkında oyun bitmez
yıldız dolu tutkulara seyriyor gözüm
kendime perde sana gök
zamana ömür törpüsü aşka bir anlık
şairliğim
sana olana
ağaçsız kuş yoksulluğudur sekmek
hangi günü aralasam o acemi ölümlerden ölüm beğenmek
üstüne düş ardına koyul
her mutsuzluğun başında sen varsın
her acının ilk harfi sen
silahı özlemek olan
hesapsız kitapsız bir tutku bu
dudaklarınla yazdın
kalbimin okyanusuna firar öykünü
kanıma karıştı sözlerin
sana baktığım yerdedir ufuk çizgisi
ve seni gördüğüm yerde
dökerler içlerini gözlerime
gözyaşlarımı biriktirdim yürek sarnıcımda
şimdi inci gibi dizip sözcüklerle
uçurtma yapıyorum göğünüze
ipleri saç telinden sahipsiz rüzgarların yaladığı
kahve rengi tatlısıyla bir çocukluk aşkı
gün batımlarına bakıp uyumak kadar kanatları uzun
eski zaman aynalarında
bulanık bir acıyla uyanır düşüm
hiçbir anıda ansızın değilsin
bütün kargaşamda böyle upuzun
ayağımı attığım uçurumun sonunda
yine o aynı kendim...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.