simli sabah yolculuklarında uyandım
tam da hep
titrek bir yaprağa dokunurken düşlerim
gözlerini kaçırışına ayıldım
bir ağacı sevişimden
dallarına doluşan nisanın
pınarları kurumuş orman misali bağrımda gurbet
hayat akar benim yerime ben sende teslim bulutlara
elvedalar giyinmiş dünya ellerimizde gebe kalmış kırgın
ne beklediğini bilmemektir bölüşmek acıların alın yazısını açıklanmayan bır hırsla
beklediğim ne sen ne de bir başkası
bırakılmışlığımla yaşıyorum aşkın anlamı mektuplar yoksunu
aramıza hoş geldin demek isterdim
sımsıkı sarılıp öperek tüm gülüşlerinden
keşfedilmemiş bir dünyaya hoş geldin
hiç yaşanmamış bir zamana
hoş geldin hep öteki olan
hoş geldin
dönerim bakarım yıllarım ellerine düşmüş
bırak yapraklarımı yalnızlık çok tatlı bir kıyamet
afetimi yaşadım saçlarında
dudaklarında
içinde ağzının
bir şubat ağzıydı
anı kırıkları batarken böğrüne gecelerin
sayıkladığımız anların yorgunluğuyla düşecek
son yaprağı ömrümüzün...
çaresiz ayrılacağız birgün tatlı bir kahverengide...
zayıflayacak su
saklı bir ömürdüm senlikte
ilan edilmiş ölümüm şimdi
ben hep senlikte sensizdim
kendimdeki senleyim benlikte
ruhun mu yasak bana
saçlarının dağınıklığımı söyle
toplar acılarımı bir yerde yürüyüşün
yan gözle yanımdan geçip gidişin
hangi yanardağdan aldı ki ateşini yüzün
hicrandı
fısıldaştığımız akşam rüzgarıyla
İstanbul uzakta
sinemalar avutmaz gönlümü
tiz sesli bir cigan gibidir özlemin
eski bir anı haykırır içimde
saçaklanır şehir uzak eskimiş
ışıklanır kötülük sinsi
sen deniz ötesi ülke
ben hevesi kursağında




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.