çağla dalıyla gelirdi kış
su renkli havada koyun koyuna
gençliğimle saçlarının yan kısmı
aşka aşkla tutunmaktı tek dürüstlüğüm
gerçeğe hiçbir gidişin yakışmazken
ömre ayak direyen kavak ağaçlarıydı
kaybettiğim arkadaşlarımda solgun bir fermandı ömür
donmuş kan karasıydı geceler hep ağustos kararsızlığı
eylülde ayrılırdık hep daha bir dürüst olurdu ağaçlar
dünyaya sorumluyduk sanki kendimizden öte
ayrılıktan yana herşey ölüm tarafsızlığı
anımsa o anı yumuşacık geldiğimi
sert boranlarımı saklayıp saçlarıma
kanılarımı zehirleyip yokedildiğimi
korkularımla başbaşa kalırım
her düşündüğümde her ayrıntını
kavşaksız sevmeyi öğrenince
adsız ağlamaya da razı yürüyüşüm
uyuşuk ağaç tortuları paçalarımda
seni sevişimi tatsın diye
sular topladım
yedi iklim köklerine
soğuktum
zaman kadar evimdi akşam
müziksiz
sensizliğin huysuz çıtırtısı kıskanç
sessizlikse çekemez hiçbir paylaşılmazlığı
ince
ellerin açık yeşildi geçtiğimiz son iki ay
yüzünün yerindeyse acılarım var
gidişinle anlaşır...
şiirin körleştiği sözcüktesin
yüreğim maden ocağı
yaprakları kırılıyor geceyi bekleyişimin de
uzak kırmızımsılarda dalgınlaşan gözyaşları gibi
kömür kokulu bir kentin iç yakıcı hüzünleriyle
soluyor saklamak yaşamak arzusunu
bakir bir aşkı korumak gibi
gerçeğin köşeye kıstırdığı kabuslardan...
gündelik bir hışırtı değildin
alnımda
çamur rengi görünürken camlarda dışarısı
peşinde değilim şeytan minarelerinin
alaycı sevda kuşum benim
tınında olayım bıraksana şu ince inadı
gündelik bir hışırtı değildin
alnımda
çamur rengi görünürken camlarda dışarısı
peşinde değilim şeytan minarelerinin
alaycı sevda kuşum benim
tınında olayım bıraksana şu ince inadı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.