nasıl eski bir demden düştüyse gölgemiz
ayaklarımız bundan öteye gitmedi
eski adlara bağlandı yalnızlığımız
yağmura çerçeve yaptık ya göz kapaklarımızı
gözyaşlarımız ayrılığa müzmin hapis...
biz mevsimleri ayraç yaparak her sevişimize
sıtması tuttu işte büyümemin büyümeyeceğim
küçüğümsün hala çünkü
ve ellerim kollarım bacaklarım
hayata bir başka detone
yalnızlık bir tek solfejim
gözlerimin bu bereketli parodisi
dört bucağını aştım
yedi katını terkedilmişliğin
beni terkedecek kimse kalmadı
öykümle sırtsırta vererek
kaldım kendimden artakalanla
ben bir yanmak beğensem
ormanım olursun içinden çıkamadığım
ben bir günü doya doya yaşasam
ömrüm olursun sonunu getiremediğim
gözlerinin rengine arkadaş bir hüzündüm
arayışlarıma ipotek koydum varlığınla
aşsam kül edilmiş bir ömrü
sen kalırdın ağlarına takılmış
düşüncelerimin tren yolu bitmezliğinde
her benim hiç senin bu hep böyle mi devam edecek
üzüntüm bana yetiyor sen dahilinde
bir de sensizlik yıktı önüme yaşamayı
sen hep şakacıktan sever ölümüne ayrılırdın
ayılamazdım o hummalı caddesizlikten
sonbahar biterdi
geride her şeyi kirleten piç bir zaman kalırdı
upuzak boğuk
tüm gitmelerimin karşılığı olarak gelir otururdu içime
herşeysin
sensin
sen herşeysin
alışkanlık gerisi
sen herşeyimsin
bakışların alışkın hayata
aksin soğuk sularda
göçmek istiyorum
gitmek değil
o hep imrenek izlediğim
sokağın ortasında
sazlıklara benzer saklanışın
öyle batak her yanıma iğneler batar gibi
ölmekten korktuğum için uyuyamam
kapıyı açışına taparım senden öte
tanrılar kıskanır sana boyun eğişimi
sensiz dünyasız bir ülkeyim
dışarıda çocuk sesleri tükenmeden gel
kurul balkonuma bir demet çiçek gibi
en sevdiğim işçi türküleriyle ünleyeyim güzelliğini
aydınlık hülyalı toprak kokulu saçlarının...
sonum sensizse sesimde adın olmayacaksa




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.