hayret içinde gece
karanlık ilk defa
böylesine bağrına basacak
alev uçlu bir hastalığı
gece...
bükemeyecek bileğini bekleyişimin
yağmura söyleme yalnız sana ağladığımı
kıskanmasın
ıslanmaktan korkmuyorum
sensizlikten utanıyorum
göz pınarlarımın denizidir seni özlemek
yağmur göz yaşlarımı yıkıyor
sırada aşk var ben kıldan ince kılıçtan keskin
yaşadığım ölümlere say bana zorunluluğunu
doyulmadı hiçbirşeye doyulmaz da aç gözlerini
herşeyin bir sonu var yok bizim acılarımızın
aynı yerde yakalanmaktır aşk ansızlığa
akıl kalkan yürekler hazırlıksız sınırsızlığa
solsun istedin soluğu yastığımın
çarşafımda kahverengi bakan pardesün yok
en küçüğünden en büyüğüne korkularını
yükleyince yalnızlığımın sırtına
kendine samimiyetinden kuşkulu
bir köy ıssızlığı çöreklenir koynuma
Mavisiz gürültülerle yoruldu aklımdaki kuş
Beyaz iklimleri yok oldu rüzgarlarımın
İlkyaz bekleyen çocuklarım terk edildi
Kirli denizlere eli mahkum ufuklarla
Oyaladığım yalnızlığımı
Korkularına adadım
yolları satır bildim
menziller yetmedi seni anlatmaya
göç zamanlı şiirlerde kaldı aklım
ayrılık denen çizgiden ötede
kendim...
kara haber göğüme salındı gidişinle bulut rengi
ölümün acele işe şeytan karışması yüz yıl sonra da olsa
değemediğim sıcaklığınla üşüyorum şimdi
sayılı günlerimizle gelir o derinlik
anlamında sakladığı gizle birlikte büsbütün
bir ömür kadar uzak kaldığımız o ansızlık...
soğuk iklimlerden koşup geldiğimiz
o deniz mavisiyle zengin vahşi soluksuzluk
kitaplardan çaldım kendimi
seni bulmaya zamanım olmadan
buldum kendimi...
karşı karşıya geldik en sonunda
her şey bitmişti...
gökyüzü pencerem olsa
tüm boyutlarıyla uzay
sığar mı güzelliğin?
düşlerim ulaşmaz uçsuz bucaksızlığına
hangi gökkuşağındasın
peşinsıra koştukça yetişemediğim




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.