kolay imgelere sığdıramıyorum yüzünü
kaderi belli yolların sonunu kurtuluş bilip
sınırlı sonları sevmiyor yağmura yakın pazarlarımız
pastane kokulu
içten ağlamaklı
sakin ve ılımlı geçiyor yaz toprak yollu
seyrek çimenler yağmura küskün
ayaklarımı zorla sürüyorum
buruşuk bulutların ardına
göğün yüzü kızarınca susuyor her şey
gün caddeler belediye otobüsleri
ayrılık...ölümün yüzgörümlüğü
hayat sunağında...
ay ışığı yine eskisi gibi
diyemiyorum
iki kaşınla hazırlanırdım alnına
sevmekte olursun dokunduğunda kaybolan o
içtiğin su susatır seni
sanrılar yaşatır tutkumu
çoğullaştıkça abanan yalnızlık günleri
sevilmek başlatır nefreti karşında
yarınlar hazırlanır anı olmaya
ölümlü bir rüyada uzun mu
kimbilir hangi küçücük bahçede
en eski sokağın
bir ilk kez yaza doğrusu olmalı
rengi açık sıcak
kirli sarıyla lekeli
asılı kaldı imalarımda hallerin
dere tepe kalbim duruncayadek
yılgınları tanımayınca hayat felsefem
ayaklarımda yığınlarca toprak tortusu
yabani otlarla kınalıyorum saçlarını
gözlerim yumulunca mışıl mışıl bir doğa kokusu
kısa ön yargılarla pazarı terk edilmiş kentte
konuşmayı unutmaya yüz tutmuş apartman aralarında
kırlangıçlar iştahla savunuyorlar gökyüzünün mağrurluğunu
sabahı geçe bozuluyor keyfi ara yerde sözsüzlüğün
ilk huzursuzluğum vuruyor gün ışığına paslanıyor gölge
gömleğimde ter izi
soluğumda direnci kitapların
yeniden ayak basıyorum kendi yasaklarıma
göğermeden uç filizi kavuşmaların
bulvarında yağmur öncelerimin
tek özgürlüğüm sende tutmak kelebeği...
kuşlar şaşkın yakalanır ölüme bir de gökyüzündeyse
ele avuca sığmaz ölüm esirse yaşam yarınlara
yüreğimdeki yalancı putları bil ki yıkıyorum
gözlerimi kapayıp düşündüğüm muamma
sensin ömrümü harcadığım boşluğuna
her anı senliymiş gibi bakıyorum
unutamadığım bir im göğe uzanan soğuk




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.