Ölümden İzinsiz
uzaklığın büyür mü benimle?
benliğim uzaklaşır mı kendimden
senleştiğim gibi aklımı aldı da
ömür dağlarındaki hırçın atmacalar
korkularıma sarılmak istemiyorum
alçakgönüllü olmalı öleceksem ölüm
toprağın harami dokusunda çıkmayacak sesim
ama yollar her zaman tozacak
kumruların suya inişi malum
seni nasıl sevdiğimi
yaprakları kırılıyor geceyi bekleyişimin de
uzak kırmızımsılarda dalgınlaşan gözyaşları gibi
kömür kokulu bir kentin iç yakıcı hüzünleriyle
soluyor saklamak yaşamak arzusunu
bakir bir aşkı korumak gibi
gerçeğin köşeye kıstırdığı kabuslardan...
gündelik bir hışırtı değildin
alnımda
çamur rengi görünürken camlarda dışarısı
peşinde değilim şeytan minarelerinin
alaycı sevda kuşum benim
tınında olayım bıraksana şu ince inadı
gündelik bir hışırtı değildin
alnımda
çamur rengi görünürken camlarda dışarısı
peşinde değilim şeytan minarelerinin
alaycı sevda kuşum benim
tınında olayım bıraksana şu ince inadı
nereye baksam karşısızlık
karşısızlık yüzünün gelincik tarlası
ömrümün son karesi bu
çekmeye doyamadığım içime
son kez nefesinin kumruları kar beyaz bir kurşun
yokluklarının kıyısında kalbimin
ellerini ver
bulutumla yıkansın gözlerin
belki daha bir açılır yalnızlığımı süzersin
ellerini ver
kalabalığımı hissedersin
kekre tadını uğultulu
kara haber göğüme salındı gidişinle bulut rengi
ölümün acele işe şeytan karışması yüz yıl sonra da olsa
değemediğim sıcaklığınla üşüyorum şimdi
sayılı günlerimizle gelir o derinlik
anlamında sakladığı gizle birlikte büsbütün
bir ömür kadar uzak kaldığımız o ansızlık...
soğuk iklimlerden koşup geldiğimiz
o deniz mavisiyle zengin vahşi soluksuzluk
kitaplardan çaldım kendimi
seni bulmaya zamanım olmadan
buldum kendimi...
karşı karşıya geldik en sonunda
her şey bitmişti...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.