kalbimin ırmaklarında köprü sen çocukluğuma
ay çiçeği açarsın mazi çölünde uzak türkü kokuşlu
mektupsuz ölmek gibi ufka bakmadan özlemek seni
git
ekim yağmurları griden koyu
git
gelme sakın
gelme bensizliğe
yitirdiğin uçuk bendim
kanadı kırık kuşlar barınır kalbimde
seni anlatır kentin daracık çocuksu sokakları
evlerde sandıklarda kitli yakıp yıktıkların
rezil kepaze bir tadı var
mecburi yorgunlukların
sular yorgun dudağımda
sessiz odaları özlüyorum
erken ayrılıklara uzak
bir pencerem olmalı hemen
meraklarımı yendim
daha bir alıştım ayrılığımın
çerden çöpten arınmış kış özlemlerine
sesimiz çocuklaşmasıydı
kentlerin haksızlığa uğramasının
ağlaşmasıydı kentlerin sesimizi
büyük ve çıkarsız uzaklıklar biler aşkı
sonra keskin kılıcı yüreğimin donuk bakışların
ama zamanı yenmişliğimle
savurganlığın doğurduğu unutmalarda olmayacağım
hiç
ayrılık anlarında gerçekten öldüm
uzak sislerin kirli yakınlığı mıdır bu
laciverdi küflü bir köşeyi dönerken onu gördüğünü sanmak
yağmur aklımı almasaydı yeşili içmezdim acı acı
kendi gözlerimden
karanlığın üstüne su serperek geceye ihanet ediyorum...
yağmur otları ıslattı
ayağım kanıyor yerin soğuğuna
buz gibi bir sinema karanlığında
iki film birden izliyorum sanki
eskisi gibi...
eskisi gibi bir ağaç hışırtısına tavım
menekşem içine mi kapandın söyle
hangi pencere yetmedi uçsuz bucaksız güzelliğine
hangi güneş kıskandı üzerine titrediğimi
hangi ölüm özenle kıyacak hangimize ki
nazar mı değecek yosun çilesi saçlarına
sözcüklerim güvercin öpüşleriyle kondu mu gözlerine
ismin yarım şarkı karıncalı ezgi
çok kötüyüm sen ezilmiş kadın yüreği
kalabalıklarda kırmızı soluyorsun boğuluyorum aşkla gidişine
ben bilinmeyen sokakların erdemi
aramak esarettir ayrılık bir yaşam biçimi
düştüğün yerde kaldıranın olayım ama en çok yabancı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.