günleri sayılıdır ömrümün
uzaklaşınca adımlarının karasızlığı
yaşanmış olan bir anda olanlardır sadece
gitmekle kalmak arasında
tanımsız suskudur yaşanmış olan
çiy damlasına muhtaçtı yalnız okyanus
bunu bana benzettim
beynim okyanustan daha yalnız
derin düşlü...
ellerimin ömür yorumu bozuk
bilmediğini biliyorum uzun yaz günleri
kaçışlarımı verdim gitti mut serenadı ilklerine
sonlarda başka türlüsü yok sonlardayım
ılık meltemlerimin hazin öykülü yelkenlisi
biçimlerini hatırla kapkara düşlerimin bembeyaz
el oluşumu dünyaya
zaman yan çiziyor
yaşlanmışlık sıyırıyor bu hengameden
bir
kalansızlığım
sızım sızım
kalın sızım...
kargalarla arkadaşlığım ayaklarımdaki kar suyunda
kuru gömleğin üstünde kol yerlerinden yırtık ceketim
duman rengi bir kalabalığa teslim kent kendi halinde
yalnızlığı hep yeni öğreniyorumda kalıyor bilincim
sensizlikten öte bir adım ileri gidemiyorum...
hayata hayta ikindilerde sarstık tüm iklimleri
yepyeni korkuydun sen fazla bir zamir
üslupsuz zamanlarda kopan hışırtısı göz kapaklarımın
kumral susuk kumruların ağzını bıçak açmamışlığı
bakışların en yaban ikizleridir ömrümün
acımtrak bir tutkunun vişne çürüğü
yakışıksızca aldandım susuşlarına
sözcüklerini bassam yaralarıma
öğrenirdim pişmanlığını aşkın
ama sadece gözlerimde oynaşırken
gülüşünün yakamozları...
yazın
kırgındı oda dışarısı kızgındı
ve beyaz bakılmayacak kadar pürüzsüzdü
gözyaşların kanat tozlarım gibiydi
aktıkça kuruturdu yüreğimi...
ilk akşam karanlığının
ilk karartısını
ilk ben gördüm
evlere girme saatinde
gündüzden kalma son sesi de
ben duydum
güvercin ölüleriyle dayandı kış
kar gözlerimde çığlıklarla birikti
ellerim utanç içinde kirli
yalnızlığıma ikircikli evler yokuşlarda
kucak kucağa ağaçları kıskanıyorum
düşlerimde bitirdiğim gülüşünün yerine




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.