uzaklığımızda ertelediğimiz bir ziyafetti
sancılar içinde uyandığımız
yalnızlığımızla gölgelerin raks edişi
yakamızı bırakmaz terlemeyi özlemek
güneşe dolaşık pencere buğularında
kırağısı dudağının kalbimi ıslattı
sayılı günlerim vardı hep hala öyle
sana rastlayacakmışım gibi birgün
bir köşe başında anı kovalarken...
amansız bir soluksuzluktu bu ömür
sen ey kararmış yeşilin inadı
sen ey geceyi yok eden tek yıldız
sen ey sakin suların hırçın neşesi
işçi sınıfının özsuyu ihtilalin evladı
kapandım sandımdı
açıldım görünce seni
çiçek çiçek
yayıldım yeryüzüne
ben açtıkça çoğalır gökyüzü
artar eksikliğim
yağmur yağmur
gri gri
gidişin grizu patlaması içimde
yokluğunun göçüğünde kalmış kalemim kağıdım
yola koyulurduk
perçemin alnına düşerdi
ben perçemine
ağaçlar dalgın
uzak evlerin arkasında akşam bulutları
açık mavi
üşüyüşüme tepeden bakınca ağaçlar
kargalar ağlardı yalnızlığıma
adımlarımla bozardım güya
o küstah tenhalığını zamanın
sesi kısık caddeler uğurlardı
dudaklarımın yorgunluğunu
yoksun
samanyolu bakışlım
gözlerimin içinde
gözlerimin içindeki boşluğu
tedirgin yıldızlarla avutuyorum
kaç gecedir...
gün ortası olursun bazen
ağırlık çöker üzerime ölümü düşünürüm
birbirimizin özeliyiz genellikle
sözü dolamam ağzıma söylerim hemen
kuşları su içerken severim
yılan da dokunmaz hem özlemlerine
yaralanır dolu dizgin ıraklığın
yangınlarım aydınlığa dönüşür
sevmek isterim teninin ıslaklığına
yatırdığım karanfilleri
nefesimizde o güzelim arzulu kuş çığlıkları
yepyeni iklimler doğar şehvetimizden




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.