çağlasız iki yazdık
yazsız iki çağla
ölümü düşünmeyi paylaşırdık
sırt sırta iki yazgı
vişne bahçelerinin gürültüsüne muhtaç
kısık sesli özlemekten bıktım
bağırarak ölmek istemiyorum
kış gelirdi kuş izleri kayıp
ağaçlar içine kapanık çocuklar gibi
üşümeyi annesizlik sanırdım
ölü bir yazda kurudu gözlerim
yollar takılır aklıma
fırsat bulamadığım başaklı hayallere
elim boş gitmeye yüzüm olmaz
yağmura sakladığım hüzne sıra gelmez bir türlü
eski odaları özlemekten...
göğe dalbudak salmışım düşlerimle aşkı
bakışların yerçekimi ben sana yapışkan
mevsimler eskitir yenilerdik hüzünleri tevazusuz
yaramazdık afacan iki serçe süprüntüsü
sevmezdik bu kadar birbirimizi göğü ev bilmeseydik
hadi diyorum yelkenler fora aşkım tüm evrene açılalım
şafakta sur borusu kalk sevdalara bilen der gibi
ilençli türkülere verdim yüzümü ferhat gönenci
masallardan aşırdığım sonu iyi biten sergüzeştim sen
öfkesi dinsin kıyımlarımızın
uzatmadan hiçbir sözü
susmayı paylaşalım
zaman dindirir bu baharın sancısını
üzülme meleğim
ben her halimle ve her anımla
ay efsunlu bir silgi gibi
dalaşırken özlemimle
kendimi unuturum
özlemim öksüz kalır...
yağmurlarla dalaşırken öfkem
dudağının kıyısı şirin çiçekçi dükkanı
kimseye yazılmamalı şiir
hayat zaten kafiye hece anlamı çoğul
dağınık kış günleri yıkanırım ancak olmayışınla
öğlen olursun güneşli istanbul günleri
rıhtımda rahat bırakmaz martılar
sevdiceğim
körpe yavrum
pencereme sığmazsın sabahları
geceleri tavanıma
yeni doğmuş bebeler sana mı el sallar
gülmeyi öğrenmeksin tamam
o şuh alımlılığı sokağın
pembeye çalan evlerin koyunlarındaki aşk
güneşli ihtiyar bir parkın son demiyle gideceğim ona...




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.