izleri kaldı
bugüne getirdiğim acıdan çoktu
deniz türküleriyle uğurladığım saçlarının kokusu da
aynı sabah aydınlığını beklemenin güzelliğinde kurulan
uygarlıkların soluğuydu...
I.
sayılı günleri kaldı şarkımızın
ağız tadıyla uğurlamak kısmet olmadı ömrü
albümler kayıp eski karton kutularda
naftalin kokulu kumaşlar
şimdi martılara simit atma vakti
senin üzerinde uzun bir pardesi
bense çırılçıplak başım dumanlı
soy atlarıyla gelirdi üzerime acı
ben ölümde kurtulmanın kardeşliğiydim
ayrılıkta...
kış hem lacivert hem kızıl
hani akşamlar açılırdı yüzümüze
aydınlığı sarı odalı kapılar
çocuk neşesiyle okşanırdı hüznümüz
ağlamak isterdik ağlayamazdık
boğazımızda düğüm düğüm hayat
dışarının ölü karanlığı
yağmura özentili bugün tüm uzak sesler
hışırtısı yok senliliğin kıyılı bahanesizliğe
uzak sesler uzak noktalara bağlanan umutlar
seninle yağan kara uzanmak bir ilk sabah sonrası
ağaçlar bana böyle yalın durmasaydı
bilmezdik yaprağın düşüşünü ağır yaralı
kuşlar bu sabah da telaşlı
sığ kalmışım ölüme sevmem gerek seni
daha çok düşünerek telaşını
mevsim geçişi gözlerini
dünyada bir ölüm var
yorgun sarnıçlar duruluğu
şimdi gömüldüğüm bu sessizliğin
bütün eylemi seni sevmekten ibaret
yaşamanın gül dikenli hırçınlaşan anlamlaşması
ve gönül kuşu lacivert bir hicrete mahkum
kimbilir gözlerini kimlerin öpmüşlüğü…
kahkahası nasılsa ortasından kesik
adımları her yöne yarım
bakışları ancak kirpiklerinin ucuna kadar
suçsuzluğuyla suçlu
şarkısını bir kendi dinledi
ve tek kendine söyledi
kent yalnız ikimizin
ağırlaşırken akşamın alacası
haziranda arsız bu serinlik
kısa yolculuğumuzdan
çocukluğumuzun kallavi yağmurlarından kalma
ve zaman tiz sesli içeriğiyle ağlattı şarkımızı




-
Öztürk Acun
Tüm YorumlarBravo öğretmenim. Başarılar diliyorum. Bir perde açılır biri kapanır.