Hasretin dağlar bizi ey gardaş,
Aramızda sıra dağlar olmuş sırdaş.
Sınır tanımaz ruhun, Çin'de bir Kürşad.
Akınlarda şereflendirdi seni sancak.
Nice mazluma sensin umut olacak.
Karşımdasın işte,
Güzelliği Şirin'i utandırıp, Aslı'yı kül eden yârim,
Bakışların hikâyeleri, destanları yerle bir eder.
Kaldırım...
Soluk, sakin taş yığınları.
İçimizi ısıtmaz mı artık
güneşin kızıllığı?
Gözlerinden öpüyor gece sabahı,
Güvercinler getirdi gözlerinden sabahı.
Yüzünle uyanıyorum her yeni güne,
Merhaba gözlerinden hasret biçtiğim.
Kurak yaz gününde tek seferde içtiğim,
Senin hakkın yönetmek, çünkü seni seçtim,
Aşkından, kendimden ben geçtim.
Geçtim ondan, bundan, kendimden,
Saba makamında dinlendiririm ruhumu,
Geçmişin yükünü,
Geleceğin kaygısını
Bir nefeslik bırakırım köşeye.
Bu hengâmenin arasında,
Yalın ayak yürüyen bir çocuk,
Gözlerinde yanaklarını yıkayan burukluk.
Bir damla gözyaşı ve birazcık umut...
Saçlarını tarayan yıldızlar.
Gün batımı ve ay doğumunda ağlayan ıssızlar...
Bir körün manzarasıyım, bir sağırın orkestrası...
Dinleyin ey insanlar,
Diyecek sözüm var size.
Aşağı sirkten geliyorum,
Ne büyük çadır dikmişler,
Taa buradan görüyorum.
Ağaçlarla kaplı bir mezarlık.
Hasretin ölüm gibi, yâr.
Sevdiğine kavuştursun diyen
Her dileyiciye,
Ömrümü sadaka veresim var.
Sevgili Hatice'm, gül bağımın goncası.
Adını duyduğumda içimde volkanlarım irkilir.
Bir yanardağ duruşuyla.
Savurur küllerini gökyüzüne.
Yüzyılların kasvetli ihtiyarlığı kaplar içimi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!