Yalın ayak yürüyen bir çocuk,
Gözlerinde yanaklarını yıkayan burukluk.
Bir damla gözyaşı ve birazcık umut...
Saçlarını tarayan yıldızlar.
Gün batımı ve ay doğumunda ağlayan ıssızlar...
Bir körün manzarasıyım, bir sağırın orkestrası...
Bilmem ki sana varır mı sözlerim,
Parçalı bulutlu, bazen sağanak gözlerim.
Sensiz adım atamazken çözülmüş dizlerim.
Bükülmüş dudaklarımda kırık dökük birkaç hece: "Özledim..."
Dinleyin ey insanlar,
Diyecek sözüm var size.
Aşağı sirkten geliyorum,
Ne büyük çadır dikmişler,
Taa buradan görüyorum.
Ağaçlarla kaplı bir mezarlık.
Hasretin ölüm gibi, yâr.
Sevdiğine kavuştursun diyen
Her dileyiciye,
Ömrümü sadaka veresim var.
Hatırlar mısın azizem,
Ömrümün mahşerî kalabalığının sefil yalnızlığında
Bir cemre gibi düşmüştün kurak topraklarıma.
İlk baharda bulutlara uzanan,
O dev kavak ağaçlarının yaprak hışırtıları gibi,
Öyle huzur ve öyle aşkla...
Gözlerinin meyhanesinden
Bir kadeh aşk nasip oldu ruhuma.
Bu sebepten çakırkeyif gezerim.
Sakisi sen olduğundan,
Doyamadım aşkın tadına.
Kan kusup, kızılcık şerbeti içtim derim.
Sevgili Hatice'm, gül bağımın goncası.
Adını duyduğumda içimde volkanlarım irkilir.
Bir yanardağ duruşuyla.
Savurur küllerini gökyüzüne.
Yüzyılların kasvetli ihtiyarlığı kaplar içimi.
Şafak yardı Salih'in gecesini.
Güneş mahmur gözleriyle henüz uyanmıştı.
Hûd'un altısına teslim olan serçeler,
Bir sabah türküsü mırıldandı.
Çiğ toplamış yapraklarını açarken göğe yediveren,
Seni neden sevdiğimi sormuştun;
Çünkü sen Orta Afrika'da ilkel bir kabilenin inandığı,
Arkaik bir dindeki kurtarıcı inancı gibi
Kutsal ve umut vericisin.
Senin gelişinle bahar gelecek.
Çiçekler açacak diyarımda.
Sükûtum nefesime eş,
Yutkunmadığım an yok.
Tek hece zor gelirken,
Bak şimdi lâl olduk.
Bilmem hangi kelime,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!