Sağır sultan dinlesin şimdi satırlarımın sükûnetini.
Evvela bir yudum alsın hasret kadehinden.
Sonra gözleri dalıp gitsin, benim gibi uzaklara.
Ve anlasın hasretin hicranını,
Hissetsin sensizken eksik kalan bir yanımı.
Bir gün konuşmamız lazım, Haticem.
Sana bunları ha dedim, ha diyeceğim.
Bir gece yarısı, mahalle arasında,
Eski elektrik trafosunun yanında.
Sağların ve solların,
Sen hey kadın, perişanıma yeter adın.
Geceleri seni dinler, bak kaldırım.
Kaldırımda seni ararım adım adım.
Ben yakamoz, sensin benim mâhım.
Sen kutuplarda benim kardan evim.
Ben İlyas, şiir sevenler beni affetsin.
Ben şiir de yazamam öyle; şair beni affetsin.
Redif, kafiye de bilmem ben; edebiyatçılar affetsin.
Türkçem de iyi değildir; sözlük beni affetsin.
Nasıl başlasam bilemedim; besmele beni affetsin.
Kalk ey gönül... Neyi beklersin?
Seni bekleyen bir ihtilâl var aklımın meydanlarında...
Saraylarını bas, akıl denen gafilin,
Bir Kürşad edasıyla.
Besmeleyle başladım sözlerime,
Tek tek özür diledim gözlerinden.
Sözlerimin hepsi özlemimden.
Sen de özlediysen durma, gel.
Bahar gibi gelmeni bekliyor gözlerim.
Hasretin dağlar bizi ey gardaş,
Aramızda sıra dağlar olmuş sırdaş.
Sınır tanımaz ruhun, Çin'de bir Kürşad.
Akınlarda şereflendirdi seni sancak.
Nice mazluma sensin umut olacak.
Karşımdasın işte,
Güzelliği Şirin'i utandırıp, Aslı'yı kül eden yârim,
Bakışların hikâyeleri, destanları yerle bir eder.
Bir gün yola düşüp aradım o kutlu ocağı,
İçinde insanların hep dostluk bulacağı,
Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının
Olacağı yerin adıdır Kayseri Sancağı.
Sancak Beyi Koç Emrah'dır,
Kaldırım...
Soluk, sakin taş yığınları.
İçimizi ısıtmaz mı artık
güneşin kızıllığı?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!