Kime anlatsam seni bilmem ki,
Gece yıldızlara mı,
Akşam karanlığına mı,
Yahut sabahleyin ağaran
Tunç rengi billur şafağa mı?
Gözlerinden öpüyor gece sabahı,
Güvercinler getirdi gözlerinden sabahı.
Yüzünle uyanıyorum her yeni güne,
Ben onu kaybetmekten korktum,
Oysa sonunda kendini bulmaktan.
Ödüm patlardı incitmekten, kırmaktan.
Merhaba canım Efendim, sultan-ı iki cihanım.
Kapına geldi Kıtmir'in, ne olursun kabul et.
Boyumu aşmışsa da günahım.
Beni ümmetinden kabul et.
Bilmem ki Efendim, Resûl-i Zîşân'ım,
Ben bir delikanlıyım Beyoğlu'nda,
Bıyıklarım taze fidan, filiz filiz.
Kaşlarım gergin bir yay, dolu dizgin.
Bakışlarım pek yaman.
Sessiz fırtına...
Kemliğime dayanmış bir bıçaktır hasret.
İçimdeki hüzün bir bahara gebe gibi.
Söküp atamıyorum içimden bir türlü.
Merhaba gözlerinden hasret biçtiğim.
Kurak yaz gününde tek seferde içtiğim,
Senin hakkın yönetmek, çünkü seni seçtim,
Aşkından, kendimden ben geçtim.
Geçtim ondan, bundan, kendimden,
Bir tan yeli eser, tenimi okşarcasına.
Bozkır yalnızlığı çalar kapımı.
Dudaklarım çatlak ve kavruk.
İçim hasretinle buruk...
Çöl fırtınaları arasında
Saba makamında dinlendiririm ruhumu,
Geçmişin yükünü,
Geleceğin kaygısını
Bir nefeslik bırakırım köşeye.
Bu hengâmenin arasında,
Aşk bu, çalmaz her kapıyı.
Bilmez herkes yaydaki yapıyı.
Manda boynuzu, tendon, akçaağacı.
Bir müddet bekletmek gerek efendim.
Sinirleri ince ince döveceksin.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!