Bir garip divaneyim yanıp ,pişmeye geidim
Kimsesiz bir kuşun kanat çırpışıyla uyandı gönlüm.
Gözlerini dünyaya henüz açmış bir yetim bakışı.
Ötelenmiş sokak hayvanlarının buruk yalnızlığı.
Tutuşturur sevda yangınımı zarifçe bir bakışın.
Sen çemberimde gül oyam,
Kalbimdeki altın nakışım.
Aklım, gönlüm, ömrüm
Bir diyar ki burası, cennet misali.
Uçurtmasız gökyüzünün yoktur emsali.
Ruhsuz adam, sen anlat elma kokan efsaneyi.
Hanlar, saraylar senindir, ey muhabbet sahibi.
Uzaktır arasındaki mesafe aklın ve gönlünün.
Nidâsı Arş'a ulaştı tükettiğin ömrünün.
Ben dilencisiyim son devrin,
Kelimeler, sözcükler devşiririm,
Renksiz kaldırım taşlarından,
Ve soluk yüzlü adamlardan.
Yay gibi kaşlarını, ey güzel, neden böyle geriyorsun?
Kirpiklerin ok misali sinemi deliyorsun.
Mehtabı sen ol karanlık gecelerimin,
Dolunay sönük kalır yanında güzelliğinin.
Yay gibi kaşlarına dar ağacı kurayım,
Vuslatın hasreti yakarken gönlümü,
Bir mum gibi tutuşturdun ömrümü.
Al kan ile boyarken rengini,
Bir ayrılık türküsü söyler olmuşuz...
Merhaba yâr, ben geldim; olmayalım diye ağyar.
Yorgunum, uzun yoldan gelmişim.
Sana varmak için ne durmak ne yılmak bilmişim.
Çok düşmüşüm, tekrar kalkmışım.
Nihayet sana varmışım.
Dipdiri inatların, pamuk ipliğinde gönlüm.
Uçsuz bucaksız bir gökyüzüne meftun.
Kaç kapı geçtim, atlayarak eşikten.
Kirpiklerine sürgünüm tâ beşikten...
Yâr adı ile başlarız sözümüze.
Başkası görünmez gözümüze.
Bir aşk düştü ki özümüze,
Ok atmak derler adına, Efendim.
Evet, aşktır ok atmak.
Bir cuma sabahı aldım yârin mektubunu,
Gönlümü zarf eyleyip koymuş davetiyeyi.
Koştum hemen bir tercüman-ı Aşk'a,
Duydum, yâr davet eder beni vuslata.
Bilmez bu fakir nasıl bulsun yolu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!