Bir şehir var içimde,
suskunluğu pas tutmuş kaldırımlarında,
gölgeler birbirine çarpa çarpa büyüyor.
Her köşe başında
Kırılgan Hafıza.
Zamanın avucunda unutulmuş bir mühür sızıyor,
Gümüş bir nehrin tersine akışı gibi sessiz.
Dağın kalbinden fışkıran bir çiğ tanesi,
KIRK BİR KERE MAŞALLAH (O'NUN AŞKINA)...
Kadir-i Mutlak'sın, sensin Yaratan,
Gönüle nurunu sensin akıtan,
Bizleri yokluktan varlığa katan,
Sensin tek Habibim, sensin can özüm.
Ey insan bencillikte ileri gidiyorsan
Ağayım paşayım diyorsan
İşte budur sendeki noksan
Hak da olmak için kitap okuyalım.Okumak da kalmışız geri
Suçlu saymışız kaderi
İşte budur insanımın kederi
İçimde dipsiz bir vadi,
yankısız.
Toprağına ne zaman düşmüşse tohumu,
kök salmış iki ağaç:
Biri zakkum, dalları göğsüme batan,
Zaman, yaşlı bir atın soluğu gibi kesik,
Güneş, avucumuzda eriyen bir bakır külçesi...
Yarın, uykusundan uyanacak o devasa boşluk,
Akçay’da bir sancı, denizde bir yüz.
Zeytin yaprağının gümüşü vurur suya
kazdağları’ndan inen o bildik rüzgâr
alnımda biriken ter tanelerini değil
kalbimdeki görünmez yarayı kurutur.
Gönül bu,
Akçay'da denizin dövdüğü bir taş,
ne durgun ne dingin.
Her dalga bir anı bırakır gider,
tuzlu, ıslak.
Gönül tahtına gelip, başköşeye kurul da,
İster bir ömür yaşat, ister vuslatla yorul.
Aşkın deryasına dal, sularında durul da,
Ya bir ummanda kaybet, ya kıyına al beni.
Avuçlarımda tuttuğum rüzgâr değil,
Senin uzaklardan gönderdiğin o adsız fısıltı.
Ne bir mısraya sığar bu hal,
Ne de eski bir kitabın sararmış yapraklarına.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!