Bin bir Emek var.
Nasibini arar şafak sökende,
Çarığın izinde bin bir emek var.
Sabahın nurunu yere dökende,
Toprağın bağrında yenen ekmek var.
Gönül sarayımı, virane ettin
Neşemi, sevgimi, hep alıp gittin
Bahar dallarımı, ateşe attın
Yeşeren bir fidan, dal mı bıraktın?
Dokuz kapı geçtim devran içinde,
Bir "Hu" sesi duydum her bir biçimde.
Toprak sustu, nefis yandı içimde,
Erenler ceminde bir an olmaya.
Bir aşka düştüm,
Ucu bucağı görünmez bir deryanın ortasında,
Ne kıyı var ne liman, sadece o beyaz sessizlik...
Bir büyük sevdanın, yorgunuyum ben.
Gönül defterime, adını yazdım,
Hasretinle her gün, mezarı kazdım.
Kendi kaderimi, elimle bozdum,
Bir büyük sevdanın, yorgunuyum ben,
Birdir...
Lisanlar değişir, özümüz birdir,
Şu fani dünyada sözümüz birdir.
Karanlık ufkumuz, gözümüz birdir,
Hakikat yolunda izimiz birdir.
Vakit o dar vakittir, hasretin bittiği an,
Gönül kapılarını aralar kutsal zaman.
Arşın sessiz katında diz çökerken her aman,
Sükûtun sofrasında bir dua bekler bizi,
Zamanın nehrinde bir ada o,
ne akıntıyla savrulan bir dal parçası,
ne de kıyıya tutunmaya çalışan köksüz bir saz.
O, suyun sesini dinleyen sessiz bir taş,
kendi derinliğinde kâinatı ağırlayan.
Bir gün.
Sessizce süzülür zamanın seli,
Bir ömür tükenir rüzgâr misali.
Gönülde açılır aşkın minvali,
Ufukta bir liman buluruz bir gün.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!