Vakit daralır, mülk sahibi çekilir kendi kabuğuna,
Sükût, bir veli hırkası gibi düşer şehrin omuzlarına.
Bir ses yankılanır arşın en kuytu burcunda;
"Gel" der, "Kendi kıyından geç de gel..."
Kapına geldim Rabbim, derinden pişmanım
Nefsimin esiriyim, hayli perişanım
Dindiremedim bir an, kalbimdeki isyanım
Merhamet deryandan bir, damla sunsan olmaz mı?
Yeşil giymiş dağlar denize bakar,
Tepesinden duman eksik olmuyor.
Yağmur ince ince durmadan akar,
Güneş naz eyleyip hemen doğmuyor.
Senden gayrı kimsem yok bu zifiride.
Yüreğimde bir onulmaz sızı,
Bir yanım kan revan içinde,
Bir yanım uçsuz buçaksız bir başak tarlası.
Söndü kalpte ateşim
Dinmiyor hiç bu sızım
Düğümlendi nefesim
Çıkmıyor hiç avazım.
Onlar,
camdan kulelerin gölgesinde oturanlar,
kâr hanelerini tartan beyaz önlüklü baronlar.
Kasas suresinde o büyük ferman,
Yazıldı levhaya, dönmez bir daha.
Dizinde kalmasa fer ile derman,
Karanlık, ışığı yenmez bir daha.
Kaz dağında yeşerir çiçekler ve otlar
Yaylalarında yayılır kazlar ve atlar
Zirvesinden patlar soğuk pınarlar
Benim bin pınarlı idâ dağım.Yüz bin çeşit çiçekleri mis gibi kokar
Bir tarafından yağ, bir tarafından bal akar
Efsanevi Sarıkız’ı zirveden denize doğru bakar
Bir yanda dağ kızı, nazlı Emine
Bir yanda ovadan Hasan dengine
Kader bir ok attı, battı sineye
O günden beridir, aşk ile çağlar.
Kazdağı’nın Başını.
Duman almış Kazdağı’nın başını,
Sorma dostum gözlerimin yaşını.
Söndürmeyin o ocağın taşını,
Yansın içim, kör sevdalar utansın,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!