Sen, yüzünde asırların yorgun coğrafyasını taşıyan adam,
hangi dağın rüzgarı yonttu o granit bakışlarını?
Ellerin... Ah o ellerin dayım,
her biri, toprağın bağrına basılmış mühür,
Ula şavkıdı gene gün, damların üstüne düştü,
Horoz ürmeden uyandı bizim avlu.
Anam tandırın başında,
Eli unlu, yüzü bin parça ömür çizgisi...
Bir kuyruklu yıldızdım ben, çağların soğuk nefesinde.
Yörüngesi isyankar bir köz parçası,
boşluğun kadifesinde açılan gümüş bir yara.
Ne sesim vardı ne soluğum,
Yokluğunu giyindim bu sabah.
Üzerime tam oturdu.
Ne bir beden büyük, ne bir beden küçük.
Sanki derimden dikilmiş,
nefessiz bir zırh.
Konya’dan başladı kutlu bir ferman,
Yavuz Sultan emri, kalpteki iman.
Bulgar ellerine giti göç kervan,
Dini bilgi derman, tohum ekildi.
Filibe’de yeşerdi, yayıldı nur,
Unutma
Çelik, en kor ateşte dövülür
Ve sabır, en büyük zaferin mührüdür
Terk etmedi sevdan beni,
Hangi kuytuda, hangi kör karanlıktaysam
Gözlerin gelir oturur karşıma,
Birer kor ateş, birer dilsiz haykırış...
Kutlu gün geldi.
Gönül bahçesine rahmet saçıldı,
Göklerin kapısı bize açıldı.
Nurlu sabahlarla huzur biçildi,
Bayramlar getirdi, kutlu gün geldi.
Kutsal berattır...
Bu şiir halk şiiri geleneği, musammat lirik bir şiirdir...
Kadın günü her gün olmalı...
Kadın bir hayattır, canda murattır,
Lebdeğmez şiiri.
Kardeşlik...
(Lebdeğmez (dudak değmez) sanatıyla, içinde dudakların birbirine temas etmesini sağlayan harfler (b, p, m, f, v) olmadan yazılan şiir.)




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!