Canım Annem.
Zamanın ötesi, o şefkat gözün,
Kalbime kazındı, her bir ak sözün.
Batında biriken, o beyaz özün,
Nur olup yoluma, saçıldı annem.
Yorulmak;
bir akşamüstü bir kenara çekilmek değildir dostum.
Yorulmak:
durgun suların dibindeki o karanlık yosuna razı gelmektir.
Havaya düşünce, ilk cemre, bir şan,
Isınır yavaşça, uyuyan her can,
Unutur ayazı, dağ, tepe, umman,
Tabiat yeniden, canlanır sonda.
Kırk yıldır yollardayım, yoruldu bu fani beden,
Evren okulunun son sınıfındayım artık, biliyorum.
Sıralar eskidi, tebeşir tozları sindi saçlarıma,
Çiğ düşmüş ekinler selam verir hey!
Sabah seherinde düştüm yollara,
Çiğ düşmüş ekinler selam verir hey!
Elimi uzattım taze dallara,
Toprak ana bize kelam verir hey!
Çileli Handa
Sessizce sızımı döktüm yollara
Tutundum kökünden kopmuş dallara
Sırrımı vermedim başka kullara
Bizi harab eden çileli handa
Çağırdığın düğüne, geldim bak en sonunda,
Bir yabancı gibiyim, senin o salonunda.
Canım yanar derinden, daim mutlu anında,
Azrail'i beklerim, sanki hep tam yanında.
Analar feryatla gökleri deldi
Bebekler üstüne bombalar geldi
Melekler arşından kahırla dindi
Çocuklar ağlatır, yıkar evleri.
Kadir-i Mutlak’ın o bize hediyesi,
En büyük ışığındır o yüce meyvesi;
Nefsini yenenin de, hürriyetin sesi,
Cumhuriyetimizse ulu can nurudur.
Bir gün, yorgun bir kentin göğsünde
rüzgârı değil, insanın suskunluğunu duydum.
Bir çocuk mendiline güneşi silmişti,
bir işçi, paydos ziliyle yüreğini cebine koyuyordu.
Kadınlar ekmek gibi bölünüyordu sofralarda,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!