Hicivname
Adalet mülküne çekildi davar,
Terazi kefesi şaşar mı şaşar.
Doğruyu söyleyen dert ile duvar,
Yalanın kervanı koşar mı koşar.
Hiçliğin Ortasındaki Büyük Yankı.
Bir boşluk var ki, hiçbir maddeyle doldurulamaz,
Altından saraylar kursan da, o boşluktan sızar hep soğuk rüzgar.
Varlık; bir anlık bir parıltı, bir şimşek çakımı sonsuz gecede,
Hiçliğin Perdesi...
O an gelir ya,
kulisin tozundan yükselir bir yalnızlık kokusu.
Bir sandalye devrilir sessizce,
ve herkes birbirine döner,
Hiçlik Hırkası
Dünyadan vazgeçip daldım bu dara,
Gönlümü bağladım gizli bir yara,
Bakmadım ne ak’a ne de bir kara,
Giyindim üstüme hiçlik hırkası,
Kaz Dağı'nın Nefesi...
Deniz, yorgun bir günün son nefesini Akçay'ın kordonuna usulca bırakıyordu. Ufuk çizgisi, sanki bir ressamın fırçasından dökülen turuncu ve mor renklerle alev alevdi.
Kordondaki banklardan birinde oturan Yetmişlik Ethem Baba, bu manzarayı binlerce kez görmesine rağmen her seferinde ilk kez görüyormuş gibi hayran kalırdı. Onun için bu, denizin dağa anlattığı bir masaldı ve o, bu masalın en sadık dinleyicisiydi.
Sükûtun mahzeninde, sırlanmıştır bu dilim
Ne bir dost kâr eyliyor, ne tabipten bir deva
Can evimde can çekişir, her kurduğum emelim
Gönül viran bir şehir, her köşesi berheva
Hükmü giymiş yüreğim, kırılmıştır artık kalem
Gönlümü çektim sanma
Bu sevdanın yasından
Salımı denize ittim
Koptum şiir faslından
Sandım ki uzaklaştım
Bazen suskunluk,
en kalabalık cümledir.
İçinde birikmiş kelimeler,
sahiplerini yitirmiş bakışlar,
ertelenmiş vedalar taşır.
İçimde, kimsenin haritasını çizemediği bir ülke var,
dağları gururdan, nehirleri suskunluktan ibaret.
O dağların zirvesi hep dumanlıdır, yalnızlığa komşudur,
o nehirler, denize dökülmekten korkan yorgun sulardır,
Dışarda hayat, gürültüyle akan bir nehir,
içerde surlar, sessizlikten örülmüş.
Kapıda paslı bir kilit, asırlık bir mühür,
her burcuna bir baykuş tünemiş, hüzün görülmüş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!