Anamdan doğarken düştüm bu hana,
Akıl sır ermedi oyuna, sona,
"Yürü!" dediler de, saptım bir yana,
Kader, ağlarını ördü bu yola.
BÜYÜK DEDEM ve DESTANI...
Büyük dedem Abdi, şehitler piri,
Toprağın altında bedeni diri.
Asla sönmeyecek Türk’ün bu feri,
Destanla süsledik geçen her anı.
Ey Yüceler Yücesi, ey kalpleri eviren!
Ey zerreye can, kâinata sevgiyle ruh veren!
"Ol" emriyle âlemleri var eden Rabb'imiz,
Kapına geldik, boynu bükük, aciz ve kimsesiz.
İda’nın ufkunda bir beyaz ışık,
Gönül bu sırlara her dem alışık.
Yollar bazen düzdür, bazen karışık,
Hasretle yolunu bu yürek özler.
Ben,
evvelin rüzgârında savrulan bir zaman tozu,
ahirin sessizliğinde donan bir an.
Yürüdüm.
Yunus gibi yürüdüm yollara yalın ayak.
Yıktım duvarlarımı bir bir.
Tuğlası kibir, harcı benlik olanı.
Soyundum sıfatlardan,
üzerime giydirilmiş ne kadar urba varsa,
ne kralım ne köle,
Geçmiş dünyadan o, hayale dalmış
Gönül dergâhında Can Gözü Açık
Varlığı yokluğa, aşk ile salmış
O ulu divanda Can Gözü Açık
Yorulmak;
bir akşamüstü bir kenara çekilmek değildir dostum.
Yorulmak:
durgun suların dibindeki o karanlık yosuna razı gelmektir.
Havaya düşünce, ilk cemre, bir şan,
Isınır yavaşça, uyuyan her can,
Unutur ayazı, dağ, tepe, umman,
Tabiat yeniden, canlanır sonda.
Çiğ düşmüş ekinler selam verir hey!
Sabah seherinde düştüm yollara,
Çiğ düşmüş ekinler selam verir hey!
Elimi uzattım taze dallara,
Toprak ana bize kelam verir hey!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!