Alemi cihanı gezsen de boşa,
Gönlümden ziyade yer bulamazsın.
Yazılan kaderin gitmezse hoşa,
Bahtına küsecek zâr bulamazsın.
Yüzüne yansıyan nur, güneşten nişanedir
Gölgesine sığınmak, aşıka bahanedir
Bu sırrı bilmeyenler, sanır ki efsanedir
Hakikatin yolunu, özünde bulursun sen.
Siperde bekleyen uykusuz gözler,
Anadolu kokan o yanık yüzler,
Sustuğu vakit en feryatlı sözler,
Sükutta saklanan sırdır bu vatan.
Anamdan doğarken düştüm bu hana,
Akıl sır ermedi oyuna, sona,
"Yürü!" dediler de, saptım bir yana,
Kader, ağlarını ördü bu yola.
Ey Yüceler Yücesi, ey kalpleri eviren!
Ey zerreye can, kâinata sevgiyle ruh veren!
"Ol" emriyle âlemleri var eden Rabb'imiz,
Kapına geldik, boynu bükük, aciz ve kimsesiz.
İda’nın ufkunda bir beyaz ışık,
Gönül bu sırlara her dem alışık.
Yollar bazen düzdür, bazen karışık,
Hasretle yolunu bu yürek özler.
Ben,
evvelin rüzgârında savrulan bir zaman tozu,
ahirin sessizliğinde donan bir an.
Yürüdüm.
Yunus gibi yürüdüm yollara yalın ayak.
Yıktım duvarlarımı bir bir.
Tuğlası kibir, harcı benlik olanı.
Soyundum sıfatlardan,
üzerime giydirilmiş ne kadar urba varsa,
ne kralım ne köle,
Geçmiş dünyadan o, hayale dalmış
Gönül dergâhında Can Gözü Açık
Varlığı yokluğa, aşk ile salmış
O ulu divanda Can Gözü Açık
Havaya düşünce, ilk cemre, bir şan,
Isınır yavaşça, uyuyan her can,
Unutur ayazı, dağ, tepe, umman,
Tabiat yeniden, canlanır sonda.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!