Bil ki kanmışım...
Gökten süzülürken o Beyaz Kartal,
Dünya bir duraktır, her ömür masal.
İster ipek kuşan, istersen çul al,
Nefsin ateşine, bil ki kanmışım.
Gönül sarayımı, virane ettin
Neşemi, sevgimi, hep alıp gittin
Bahar dallarımı, ateşe attın
Yeşeren bir fidan, dal mı bıraktın?
Bir aşka düştüm,
Ucu bucağı görünmez bir deryanın ortasında,
Ne kıyı var ne liman, sadece o beyaz sessizlik...
Zamanın nehrinde bir ada o,
ne akıntıyla savrulan bir dal parçası,
ne de kıyıya tutunmaya çalışan köksüz bir saz.
O, suyun sesini dinleyen sessiz bir taş,
kendi derinliğinde kâinatı ağırlayan.
Bir Kedi Sükûneti ve Beton yığını...
Beton. Yine beton. Ufka kadar gri bir yorgan.
Gökdelenler, sivri dişli devler, bulutlara değil,
hırslarımıza uzanır, daha yükseğe, hep daha yükseğe.
Karanlık çökerken sustu heceler,
Yakardı bağrımı yanık geceler.
Ömrümden çaldılar bitmez secdeler,
Bu gamın içinde ömür kalasın.
Gönül deryasına, usulca daldım,
Hayalden bir demet, çiçeği aldım,
Senin olmadığın, yerlerde kaldım,
Hasretin mührüyle, bir şiir yazdım.
Gönlümün dergahında, bir ateş yakılıyor
Evrenin aynasına, hayret ile bakılıyor
Sözcükler birer birer, ipliğe takılıyor
Mânânın tezgahında, bir şiir yazılıyor.
Yokluğun,
Balıkesir zindanında unutulmuş bir tütün paketi değil, aşkım.
Ne de paslı bir demir kapının gıcırtısı.
Yokluğun, kan kırmızı bir gelincik tarlasında
BOŞLUĞA YANKI...
I. Fısıltı
Boşluk, adımı çağırdı harfsiz bir dille.
Ne sesti bu, ne de bir yankı.
Varlığın damarlarında yürüyen sükûtun gölgesiydi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!