Çağırdığın düğüne, geldim bak en sonunda,
Bir yabancı gibiyim, senin o salonunda.
Canım yanar derinden, daim mutlu anında,
Azrail'i beklerim, sanki hep tam yanında.
Analar feryatla gökleri deldi
Bebekler üstüne bombalar geldi
Melekler arşından kahırla dindi
Çocuklar ağlatır, yıkar evleri.
Kadir-i Mutlak’ın o bize hediyesi,
En büyük ışığındır o yüce meyvesi;
Nefsini yenenin de, hürriyetin sesi,
Cumhuriyetimizse ulu can nurudur.
Bir gün, yorgun bir kentin göğsünde
rüzgârı değil, insanın suskunluğunu duydum.
Bir çocuk mendiline güneşi silmişti,
bir işçi, paydos ziliyle yüreğini cebine koyuyordu.
Kadınlar ekmek gibi bölünüyordu sofralarda,
Dağdan gelen o gizli ses
Geceleri beni bulur
Keserim ben bütün nefes
Ruhum onun ile olur.
Hasta oldum diye düşme kedere,
Bu can ten kafeste kalıcı değil.
Sabır ilacını sürsen keder'e,
Dert dediğin bizde kalıcı değil.
Değişti...
Samimi gülüşler, şimdi nerede?
Kalmadı içtenlik, artık bu yerde
Tebessüm yüzlere, çekilmiş perde
Bakıştaki mana, gözler değişti.
Değisti...
Eski bir fotoğraf karesinde asılı kalmış
o içten gülüşler
ekmeği böler gibi net
suyu içer gibi berrak.
Yalnızlığın ortasında açtım ellerimi,
gözlerimde geçmişin külleri,
dilimde bin kere tövbe,
ama en çok da suskunluk vardı.
Bir gece yarısı, vurdu derinden
Marmara sallandı, yerin dibinden
Betonlar döküldü, kanlar selinden
Nice can ayrıldı, nazlı teninden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!