Özüm burda heyyy.
Uzaklardan baktım dumanlı dağa,
Hasretle bağlandım bahçeye bağa,
Selamlar yolladım geldiğim çağa,
Özlemle kavrulur özüm burda hey.
Bir ses duyar, içimdeki
Çağırır hep, beni bana
Kimdir bu ses, neci, kim ki?
Salar beni, yana yana
Kadir-i Mutlak'tan aldım,
O'na bu sevdaya daldım,
Erenler ile bir oldum,
Aşk odunda yanan özüm.
Hayat bir imtihan, yoldan geçerken,
İyiyi, doğruyu, candan seçerken,
Gafletin şerbetin, asla içmezken,
Kâinat kitabım, derin özümsün.
Ezelden beri hür, bükülmez bilek,
Şehidin koynunda mukaddes dilek.
Bu yolda verilir can ile melek,
İmanla yoğruldu özümüz bizim.
Aynalara küskün gezer,
Kendi yüzün elden bezer,
"Poz" vererek ömrü ezer,
Perdeyi çekmiş özüne.
On üç adım attık, geldik bu sona,
Ruhun hikayesi sığmaz zamana.
Sıvı ocak yansa, ateş olsa da,
Öz kendi rengini verir cihana.
Sözlüğünü Batı'dan açmış,
Kendi öz dilinden kaçmış,
Tarlasına el tohumu saçmış,
Özünden haberi yok.
Parşömen..
Ben,
zamanın ve unutuşun mürekkebiyle defalarca yazılıp silinmiş,
kadim bir parşömenim.
Zamanın çarkları pas içinde dönüyor, dostum,
gıcırtısı, gecenin kör boşluğuna işleyen bir paslı makas.
Kestiği ne bir kumaş, ne bir umut;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!