Lafın kalbime kazındı,
Sevda denizinde yandı.
Sığmadım hayale gönül,
Bir çift yeşil göze kandı.
Teni kurşunla delenler,
Senin hiç yüreğin sızlamadı ki,
Gönül ağrısı nedir bilmezsin sen.
İçin acırken günlerce kaçarsın,
O tarifsiz hüzün, vicdan azabı gibi bir şeyden.
Bilinmedik bir yerde,
Kuşlar gibi uçabilseydim,
Bulutlarda hür ve tek başıma...
Kar taneleri yorganım,
Rüzgâr yoldaşım olsaydı semada.
Baharın sonunu görmeden,
Ölüm yaprak gibi dökülür önce,
Kıyamet kopar ateşin içinde.
Çiğ tanesi gibi yanar yürekte,
Bir ah aldım ki yosun tutmaz bende.
Tuz, ekmek hakkı değil ki sol yanım,
Dizimde dahi takat yok,
Birden saçlarım ağardı.
Kör kandilin ışığında,
Gözlerimin feri söndü, ıslandı.
Hiçbir şey yapmak istemiyor canım.
Bir romanın sayfalarında yaşıyorum,
Nasıl biteceğini bilmeksizin.
Son sayfasına ne kadar kaldı,
Sen bu öykünün neresindesin?
Bazen kendimden dışarı çıkıp,
Ölümün ötesi yok;
Kalbimin en solu yanıyor.
Dertli türküler gibiyim bu aralar;
Bir türlü susmuyor içimdeki kor.
Yeter… deşme artık yüreğimi;
Dün tavan arasında gezinirken,
Bir mektup buldum; buruşturulmuş, atılmış.
Hayaller oymaya başladı gözlerimde,
Resim vardı yanında, yarısı yırtılmış.
Görünüşe bakılırsa işlediğin cürüm,
Yine tavan arasındayım;
Burası mezarlık gibi gönül yaram.
Göğsümü bastıran o siyah beyaz resminle,
Ölümü karşılama odasını bir türlü susturamam.
Belleğimin derin izleri,
Çevirdim kum saatini,
Dönülmez akşamın ufkundayım.
Kaburgamda ellerinin izleri,
Aylar var ki sana tek bir dize bile yazamadım.
On ay, tam üç yüz gün eder;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!