Eski keçe kunduralarda çıplak ayakların,
Kor alevle gönlümde oynaşıyor.
Yüreğimde eskiyen prangalar,
Ağır bir isyan duygusuna dönüşüyor.
Dilimde tüy bitti seni seviyorum demekten,
İçimdeki yarasın,
Şu göğsümü deşen hançer.
Dinmeyen sızın,
Sol yanağımdan süzülür, ta derine iner.
Sinemin en derin yerine,
Özlem, çocuksu bir hüzün;
Gönül, hiçlik içinde o sırada.
Son kapı, son kez kapanınca,
Bu bir vazgeçiştir aynı zamanda.
Olduğun yer darmadağındır,
Sevdiğim yanarken, ben de bu yerde;
Gözlerim yollarda, “Gel artık,” demiş.
Özlemin içimi dağladı hem de,
Nem kaldı vuslata, “Dön artık,” demiş.
Kör gurbetin kahrı, taşlı dolambaç;
Bir gün dön de al emanetini,
Kan ağlıyor gözlerim kurşuni.
Daraldı tende vaktimiz, dön gel.
Gel al diyorum kalbimdekini.
Harcandı ömür, geçti boş yere;
Hep geç kalırım gitmelere,
Aklım kalır, gönlüm kalır.
Gün gün eksilirim dünden,
İplik iplik taş gibi boğaza takılır.
Kalbime ağır gelen anılar kalır,
Yine aynı hikâye, bildik ima;
Bir bakışla aklımı çeldi gitti.
Ne zaman, nasıl gitti diye sorma,
Yalancı bir gülüşle yaktı gitti.
Seneler oldu, bir türlü dönmedi;
Dilsiz acıları,
Kardan kelebeklere yüklemiştim,
Gönül zindanıma.
Bir zehir düştü ki, yanar ciğerim.
Öyle ki, vakit gece zifiri karanlık,
Yüreğim soğudu yokluğundan,
Kara kış üşütür içimi.
Sensizliğin ayazı vurur,
Dört bir yanım hasret iklimi.
Üzerini sıkı sıkıya ört, emi...
Limandan demir almış gidiyorsun,
Dostum, yolun, bahtınla açık olsun.
Hayat dediğin ne ki, akıp gider;
Yaşamda bugün varsın, yarın yoksun.
Seni özü de, sözü de bir bildim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!