Bencileyin bir dert çöktü omuzlarıma,
Gönlümde dinmeyen, yanık bir ses yankılanıyor.
Artık ne bir gül açar burada, ne de bülbül öter;
Uğrunda her nefes, biraz daha sararıp soluyor.
Kaynar şimdi içimde o kimsesiz ocak,
Yıkılır yâr bağları, koca bir enkaz gibi başıma.
Söylesene, şu sinedeki dert gerçekten dert midir?
Bir yaprak gibi düştü gidişin, efkârlı gözyaşıma.
Duyduğun her nağme, bir bülbül feryadı değil;
Her kelime, her hece kan revan rengindedir.
Kalbime saplanan o zehirli dikenle birlikte,
Sözlerin; namludan fırlamış birer kurşun içindedir.
Hangi masala sığınsam, hangi rüyaya dönsem;
Geçer mi kalbimin bu dinmek bilmeyen kanaması?
Feryat üstüne feryat yükseliyor şu viran yurdumdan;
Ruhumda parça parça, tam kırk diken yarası...
Ne tabip kâr eder bu sızıya, ne de zaman;
Ben kendi kanımda boğulan o meçhul yolcuyum.
Bütün masallar bitti, geriye sadece tuz kaldı;
Sende başladım ey aşk, şimdi yine sende yok oluyorum.
Şiirden geriye kalan satırlar:
•Kalbime batan diken değil; adının paslı harfleri.
•Gül açmadı diye baharı suçlama; toprağın kalbi kırık.
•Kalbim kırk yerinden yaralı; her biri sen diye sızlar.
•Aşk, en çok gururun tabutunu taşır.
13 Ekim 2019 / Pazar / Ankara
Halil KumcuKayıt Tarihi : 14.02.2025 15:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
"Gerçek aşk, ruhun sessizliğinde de birbirini duymaktır."




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!