İçim soğuk, sisli ve kederli;
Dışarda ağustos böceklerinin sesleri...
Bir yazlık düş kavurur içimi,
Bir üşürüm ki, sen gittiğinden beri.
Ne ağustosun son yağmurlarını,
Milyonlarca yaşın içinden
Kaç kere düştüm ben ikide bir,
Kaç kere bıraktım kendimi,
Kaç parçaya böldün bir bir.
Tanıdığım sen sen olamazsın,
Uzaktan yandığım gülüm,
Yanağında açan can benim.
Sol yanım ağrıyor içten içe;
Takılı kaldı sende yüreğim.
Koca şehir üstüme çöker;
Bahçede açtı gonca,
Dalı bükülür ince,
Yüzün düşmüş gönlüme,
Sevda ile her gece.
Ah yârim, vah vah yârim,
Akıl, Allah’ın bir lütfudur,
Herkeste bulunmaz.
Akıllıyım diye geçinenler,
Akılsızlıklarının farkına varamaz.
Kalp öyle midir ya?
Akrep ve yelkovanın kovalamacasında,
Bir kum saatinin içine hapsoldun.
Aşkıma müebbet yemiş kalbinde,
Hücrelerine kadar her anımı sayıklıyorsun.
Gülümsemenin parmak izi gibi,
Aldandım, seni nasıl da aradım,
Çok uzak yollara düştüm, aldandım.
Dağlar, açma yaramı; perişanım.
Yalanlarına inanıp, aldandım.
Gülüşünde saklıymış sonbaharım,
Yarım kalan bir hikâyedeyiz seninle,
Yüreğimi yakıyor gözlerin.
Hiç gitmeyecekmiş gibi sevmiştin,
Hiç sevmemiş gibi terk edip gittin.
Ben gecemde, gündüzümde seni düşünürken,
Seccademde dilime saklanan,
Gönlümdeki alnıma yazılmamış;
Hayat, yaşamdan ölüme gitmek,
Yüreğine dokunmak, yanmakmış.
Gittiğin her adımda kıyametler koptu,
Yokluğuna bir türlü alışamadım.
Bildiğin sanki o ses son nefes,
Nasıl da dökülüyor ağıt dilimden,
Yüreğim boş bir kafes.
Bir türlü susmuyor içim,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!