Uçurumun kenarında,
Bir yaz daha geçti.
Kırışık esmer yüzüm,
Delici kara gözlerinden vazgeçti.
Zaman dediğin akıp gidiyor.
Sakın beni unut der gibi bakma;
İki yakam bir araya gelmiyor.
Her seferinde ilk kez görüyormuş gibi,
Her defasında kalbim başa sarıyor.
Aklımı seninle bozdum;
Dediklerine göre ayrılık türküsünde,
Kader olmayan hiçbir şey yokmuş.
Şakaklarımdan süzülen yolculuk,
İçimde bastırılamayan dürtü tozmuş.
Katıla katıla ağlayarak,
Ne menem acıymış ki bu,
Ölümden de besbeter.
Ölüp gitseydim keşke,
Keşke görmeseydi gözlerim yeter.
Bu acıyı kime anlatayım?
Bir eksiklik içindeyim bu aralar;
Koskoca bir hiçlikte suskun.
Yüreğimdeki yol çağırır her gece,
Gurbet acısıdır içimde boşluğun.
Bu ayrılış hikâyesinde,
Uğruna nice başlar düştü yere,
Gök kubbeyi titretirken kutsal ezan.
Tarifsiz bir türküde şanla dalgalandı;
Bir karış toprağın üstündeki mukaddes al kan.
Atsız, burası ebedi Türk’ün öz beldesi;
İçimde gam yüklü sevdam ağlar,
Bu akşam kederim dağlar kadar.
Gurbet treni kalkıyor ay yüzlüm,
Dilimi hicazkâr makam bağlar.
Bin ahla bağırsam duyan olmaz,
Mehtap başlar, gecem kara,
Yağan hüzün az mı gelir?
Yine vuslat uzak zira,
Yanmak sana az mı gelir?
Dar yüreğim hayrettedir,
Bugün yine erken kalktım.
Güneş doğmadan uyandım bu şehre.
Pencereden uzun uzun baktım dışarıya.
Rüzgâr bir dalı eğiyor, bir yaprağı savuruyordu.
Aklıma sen geldin, baba;
Her sabahın telaşında, her akşamın koşuşturmasında olduğu gibi.
Bağışlanmaz günahlar içindeyim;
Hem itiyor, hem çekiyorsun.
Bir zülüf yapışmış şakaklarına,
İnsanı mest ediyorsun.
Her an veda edecek gibisin;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!