Etten bir duvar,
Elim açıp, dilimde dua oldun yârim.
Acı bir sesle bir aleve düştü,
Tir tir titreyen bedenim.
Bitmek bilmeyen savruluşumla,
Bu aşk illeti kör eder gözünü;
Faili belli bir cinayettir.
Ayağın sürçer, kalbin tekler;
Hayal kırıklığı hep peşindedir.
İç çekerek beklediğin eski,
Yüzünü görmediğim her gün haram,
Tutsağım gözlere, tek bana baksın.
Sensiz ıssız çöl olur, biter yaşam,
Avuçlarımda en büyük duamsın.
Sesin, kulaklarıma "sen" der her an.
Bir tek sende güldü ömrüm, yâr;
Aşkından bir zerre ver yeter.
Sen varsan dünyada hayat var.
Aşkından bir zerre ver yeter.
Karanlık bastı gönül gece,
Aşkın ete kemiğe bürünmüş hâliyle,
Hiç beklemediğim bir anda kapımı çaldın.
Gökyüzümü rüzgârınla çatırdattı,
Genzimi kavuran tuzlu bakışların.
İliklerime kadar ürperdim,
Bir gülüşün var,
Cennetle eşdeğer.
Bakışın değdiğinde yüreğime,
Ateşi uyandırır, közümü savurur yeller.
Kalp neyle çarpar dersin;
Kalem kâğıda döküldü nihayet, mürekkep bitti;
Kaderime ilmek ilmek yazıldın, ey yâr yüzlüm!
Itır ıtır sesin, kokunla kalbimin en derinlerine işlendi;
Anladım ki ben eksiğim sensiz, sadece seninle bütünüm.
Aşkın en saf, en masum "sen" halindeyim şimdi;
Aşk acısı, sokulgan bir kedi gibi,
Dokunduğum her şeyde izini bırakır.
Kırık cam parçaları dökülür içime,
Yara almamı bekler, sızım sızım kanatır.
Bardaktan boşanırcasına yağan yağmur gibi,
Çaresizlikten delirten sevmek,
Hem yanmak hem yakmak.
Nedir bu ateşi körükleyen?
Bir kalp midir "sev" diyen, bağırarak?
Nedir o, biliyor musun?
Tanıdık bir sesle yüzüme vurur;
Pencerenin kenarında duran.
İçimdeki nedensiz yaprak dökümü,
Eteğindeki taşlardan.
İhaneti gördüm yalın ayak;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!