Güneşin yüzü bile soğuk Ankara’da bugün;
Sanki bu şehirde her şey o yaman ölüm rengi.
Hayat alabildiğine donuk, hayat bayat;
Bir adım ötesi artık, o incecik beyaz çizgi.
Ay gelmez oldu pencereme, sular çekildi...
Hangi kelime anlatır,
Bir nefesin yürekte bıraktığı yükü,
Sessiz bir çığlık gibi,
Gözlerden dökülmeyen yaşları?
Hangi yol var,
Hasret vurur kalbimin raflarına,
Fotoğrafınla konuşur dizlerim.
Kırıldığım yerde tesellim ninnim,
Yaralarım tutunur sol omzuna,
Anne.
Buram buram sevgi kokar elleri,
Arkamdaki kocaman candır annem.
Yana yana vurulduğum ilk peri,
Bir fısıltımı gamla duyar annem.
Acılar elimde, ayakucumda,
Çuvaldız kalbimde…
Kıyamete kadar sökülmez.
İğneyle dağları kazmak gibi,
Bu kanayan yürek, kolay kolay iyileşmez.
Zincir gibi dolanır ayak bileklerime,
Pencerem ardına kadar açık,
Yürek üşür bedenle bir hecede.
Ömrün zindana kapısı aralık,
Bu kaçıncı suskunluk dilde?
Son mısralarındayım yılın,
Gönül bir yazgıda,
Bir nefeslik ömrün içinde,
Ararken kayboldum,
Bir lokma, bir hırka yok hükmünde.
Arayıp da bulur muyum kendi kendimi?
Dört yanım dert ile gamla çevrili,
Boynum bükülmüş, garip bir haldeyim.
Açtığın onulmaz yara iğneli,
İçinden çıkılmaz, sefil haldeyim.
İnsan bir kere savrulmaya görsün,
Göçebe kuşlar gibi vurgunum,
Sevdan bir kuşun kanatlarında.
Hiçbir şehre sığmadı susuşlarım,
Kapana düşen dilim avuçlarında.
Hani nerede gidip gelen umutlarım?
Bir dilber kalesinin burçlarında,
Göz kapaklarım yokluğuna ağlar.
Karalanmış bir kâğıt parçasında,
Garip adsız bir sözcük gibi ağlar.
Aşkın içinde aşktan gayrısı yok,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!