Bâr-ı hasret omuzda sükût ile taşınır,
Bir nazarın düşse gönül bahâra kavuşur.
2025
İnsan yorula yorula yürür diken üstünde,
İnsan kırıla kırıla olgunlaşır dik özünde.
Acı döker ruhunu, sükût çöker hep içinde;
Zamanla öğretir sabrı, ağır dersle gönlünde.
Gönlüme çöktü matem, her yanı hüzün sardı,
Gözlerden çağlayan aktı, tazelendi özüm.
Sebep aramadı gönül,
Ne söz söyledi
Ne selam.
Dilim lâl oldu nâmın zikr edince cân içinde,
Sükûtum feryâd eyler gizli gizli cân içinde.
Düğüm düğüm nefes kaldı boğazımda ey nigâr,
Bir âhım sığmaz oldu bu dar imkân içinde.
Bir kapı örtülürken bir kapı açılır her dem,
Âkıbet yazılır insana, gizli ve yalan.
2026
Ey şaşkın kalabalık,
Bu acele nereye?
Kimse kovalamıyor seni,
Ama herkes kaçıyor.
Ezan okunur,
Saflar dolar,
Bir nazarın düşer gönlüme, hâl değişir,
Sensiz tamam sanılan ömür noksan olur.
Varlık denen o koca yük, bir bakışla kül olur,
Sen yoksan eğer bu can, tende bir zindan olur.
2025
Bu can ki canana — vararak ölmeyi mi ister,
Yoksa bir düşte kırık bir yüz mü?
Geceyi gündüzle bekleyen derin acı,
Zamanın kör düğümü, silinmez hatıra ister.
Kalbimdeki yara, hangi acıyla büyür,
Eksik kalır hayr ü şer dil-i nâdan elinden,
Ne yapsa kurtulamaz kul yazılı ölümden.
“Can çıksın, mal çıkmasın” der hevâsına uyan,
Hakikat budur amma kaçılmaz bu ölümden.
Bir deli sonbahar erdi yine bağ-ı cihana,
Sürükler ömür yaprağını, savurur bi-nihana.
Aldı da şu halimi önüne rüzgâr-ı fena,
Savurdu beni de onlar gibi devr-i zamana.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!