Şarap sandım içtiğimi, meğer âteşmiş bana,
Bu zehri bal bilip içen, ayık kalan kim olur.
Bir nazarın yetti bana, yıktı sabrı aklımı,
Bu gönül virânedir artık, ma‘mûr olan kim olur.
Kader seçdi yolu, kullar çekdi azâbı,
Gönül bir kez sevdi, yandı oldu köz hâbı.
O köz gibi yanar, kül olur mâh ü nâr,
Her çileyi tek başına çeker garip bî-hâbâr.
Boynu bükük düştü, ağlar gönül mahzûn,
Akrep dağında gezsem de virânım,
Gül-rûyuna hasret yine nâlânım.
Gelmek dilerim, yazgıya kurbânım,
Gelmek isterim sana, gelemiyorum.
Hasret ilidir meskenim ey yârim,
Hayatın içindeyim — adı konmamış bir sır,
Varlığım uzaktan el sallar, yüzü belirsiz.
Bir his gelir ansızın, ecel gibi ağır,
Kalbimden geçer zaman — sessiz ve izsiz.
Göçmen kuş misaliyim, menzilim dağınık,
İnsan yorula yorula yürür diken üstünde,
İnsan kırıla kırıla olgunlaşır dik özünde.
Acı döker ruhunu, sükût çöker hep içinde;
Zamanla öğretir sabrı, ağır dersle gönlünde.
Dilim lâl oldu nâmın zikr edince cân içinde,
Sükûtum feryâd eyler gizli gizli cân içinde.
Düğüm düğüm nefes kaldı boğazımda ey nigâr,
Bir âhım sığmaz oldu bu dar imkân içinde.
Bu can ki canana — vararak ölmeyi mi ister,
Yoksa bir düşte kırık bir yüz mü?
Geceyi gündüzle bekleyen derin acı,
Zamanın kör düğümü, silinmez hatıra ister.
Kalbimdeki yara, hangi acıyla büyür,
Eksik kalır hayr ü şer dil-i nâdan elinden,
Ne yapsa kurtulamaz kul yazılı ölümden.
“Can çıksın, mal çıkmasın” der hevâsına uyan,
Hakikat budur amma kaçılmaz bu ölümden.
Bir deli sonbahar erdi yine bağ-ı cihana,
Sürükler ömür yaprağını, savurur bi-nihana.
Aldı da şu halimi önüne rüzgâr-ı fena,
Savurdu beni de onlar gibi devr-i zamana.
Emelim yegâne sendin, derdime dermân sendin
Bu virân hânede gam yükünü çeken cân sendin
Nice yıl râh-ı emelde bekledim ümmîd ile
Her gelen hicr gecemde yazılan fermân sendin




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!