Ne yapayım, neyleyim ben, viran oldu dünyam,
Gönül hanem harabedir, yıkık kalsın Leylam.
Zihnim içinde sis, kayıp aklım yok kemalim,
Bu ruh artık hakikati bilmez olur Leylam.
Gördüğüm düş müdür, gerçek midir, bir yalan mı?
Petunya saksısında beyaz ve kırmızı,
Bir hüzün bahçesi, pencere önü sızısı.
Dışarıda hayat, içeride keder,
Gözyaşım cama değse, hangi dert biter?
Yeşil kazağım ağır, omuzlarım yorgun,
Düşmüşüm, çıkamam; kıştır hicranım,
Gel de yeşilensin benim baharım.
Aşkın son hazandı, ben sana meftun;
Bitsin bu sürgün, aşk ile yanarım.
İçimde serzeniş göklere çıkar,
Bu can ki canana — vararak ölmeyi mi ister,
Yoksa bir düşte kırık bir yüz mü?
Geceyi gündüzle bekleyen derin acı,
Zamanın kör düğümü, silinmez hatıra ister.
Kalbimdeki yara, hangi acıyla büyür,
Hürriyetim giydirilmiş zincir gibi…
Eksik kalır hayır sözler dilinden,
Ömür bitmiş uslanmaz halinden.
Dünyayı tutar vermek yok elinden,
Bir sır değil bu kaçılmaz ölümden.
Sancılar bastırır derin gönülden,
Geçer bu yorgun hayat, seninle ya da sensiz,
Bu ne bitmez azaptır, ne kaderdir ey ömrüm!
Hangi aşkın izi var, silinmez hiç de sensiz?
Bende bitmeyen bir deniz gibisin ey ömrüm...
Herkes kendi yolunda, bir tek ben kaldım sensiz,
Her yanda dolu fütursuz, çapsız insanlar,
Görüntü kibar, kaba kaba hâlleri var.
Kaldırımlar zaten yapılmış yalandan dar,
Yetmezmiş ki bir de kaldırımda arabalar.
Bazen koşamazsın, tuzak doludur yollar,
FİLİSTİN
Solan çiçek sanılır
Bu topraklar varından...
Meğer kanla yıkanan
Nice yıl râh-ı emelde bekledim ümîd sendin,
Her gelen hicr gecemde yazılan fermânım sendin.
Emelim yegâne sendin, derdime dermânım sendin,
Bu vîrân hânede gam yükünü çekmeyen sendin.
Bilmedin sûz-ı derûnum, ateşe atan sendin,
Efsûnlu sessiz bu gece, nefes yoktur bende,
Hicrânın ateşi yanar alevler içimde.
Bir korku düşer kalbime, dönmemişsin diye,
Belki nazlandın diye ben umuttayım hem de.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!