Sırtımda hançer.
İçimde yavaş yavaş akıp kaybolan benliğim.
İlmek ilmek dokuduğum,
Nakış nakış işlediğim her bir günüm,
Gözlerimin önünden geçiyor.
Eskiden duvara asılı bir ışık vardı…
Gaz lambası derlerdi adına.
Camının içinde titreşen alev,
sanki geceyle anlaşma yapardı.
Bir kibrit çakılırdı…
ve karanlık geri çekilirdi usulca.
Yine gece...
Yine hüzün...
Aklımda depreşen hatıralar,
Deprem yaratıyor ama yıkılmıyorum.
Yaralı yüreğim,
Gecenin sessizliğiyle iç içe geçince
Usulca kulağımda yankılanan sesler…
Benim sesim haykırıyor:
“Bırak artık…
Acı çekmeyi bırak…”
Sessizliği dinliyorum;
Sadece sakinlik ve huzurla…
Düşüncelerim o sessizlikte değil aslında.
Düşündüklerim ağır ama bana “yıkılmadın”
diyecek kadar da gerçek.
Düşünüyorum sessizlikte her şeyi;
Kilitledim tüm kapıları.
Çay demledim, oturdum.
Her zaman oturduğum cam önündeki sandalyeye…
Eskileri andım, biraz maziyi hatırladım.
Dayanamıyorum artık hasretine
Çekilmez oldu bu acı
Ölüm gibi yapıştı yakama bırakmıyor
Firari oldum bu şehirden teninden
Yüzünün kokusu esiyor geceme
Dayanamıyorum
Artık taşımayacağım cam kırıklıklarımı,
Her acıdığında yeniden yaşamayacağım.
Canımın ne kadar yandığını unutacağım.
İstismar ettiğin gölgenin altında hayatımı kurup,
Yorgun bir beden
Halsiz gözler
Tükenen ümitler
Aramaktan bıkmadığım çareler
Giden bir gençlik bıraktım arkamda
Buz kesmiş yüreğime
Gidiyorum be dünya...
Yalanlarla dolu günlerinden,Saatlerinden,her bir saniyenden gidiyorum.
Senin olsun yaşatmadığın hayallerim.
Senin olsun boşa çıkardığın ümitlerim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!