Sükûtun zindanında, söylenmemiş besteler,
Bir efsane yazılır, sen bahtıma doğunca.
Nefessiz bir harf gibi, boynu bükük heceler,
Mısralar raks ediyor, adını okuyunca.
Bir sihirli tınıdır, ruhuma akan sesin,
I. Bölüm
Karıştım rüzgâra, tozlu yollarda,
Bir ömür harcandı, boş hülyalarda,
Kimsesiz kaldığım, soğuk hanlarda,
Bekliyorum şimdi, son duraklarda.
Gurbetin akşamı çöker engine,
İçimi bir garip hüzün kaplıyor.
Dalgalar vururken sessiz dengine,
Ayrılık hançeri kalbe saplıyor.
Hasret türküleri çalar dillerde,
Bir yaprak misali düştün gözümden,
Ne bir fırtına var, ne bir sonbahar.
Sildim hatıranı gönül sözümden,
İçimde yıkılmış koca dağlar var.
Yolunu beklemek en büyük yalan,
Akşam oldu yine hasret başladı
Derdimle duvarlar beni taşladı
Zalim kader beni erken haşladı
Gençliğim elimden uçup gidiyor
Sokaklarda yalnız kaldım ağlarım
Gözlerim ufukta beklerim seni,
Rüzgârlar sarıyor üşüyen teni,
Hasretlik kavurdu bu garip beni,
Sana ulaşmayan kör yollar uzun.
Sayfalar yetmiyor derdim yazmaya,
Çaba gösterdikçe, heba eyledin,
Bir anda hissimi, talan eyledin.
Ben sana can derken, sen el söyledin,
Gönül sarayımı, yıktın temelden.
Ne yapsam olmuyor, başarı nerde,
Ellerimi tuttuğunda,
Gözlerime baktığında,
Beni yakıp yıktığında,
Hiç mi için sızlamadı?
Baharımı kışa kattın,
Hoşça kal...
Avuçlarımdan kayıp giden gökyüzüm.
Biliyorum,
Ne sıkıca tutmaya gücüm yetti,
Ne de tamamen bırakmaya yüreğim.
Koptu o incecik bağımız,
Karanlık odada tek başımayım,
Eriyen bir mumun gözyaşındayım,
Dertlerin bitmeyen dik taşındayım,
Yalnızlık kollarla kör sarmış beni.
Gençliğim tükendi gitti boşuna,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!