Sustum da derdimi içime attım,
Geceler boyunca hep hüzne battım,
Vuslatı beklerken hasreti tattım,
Söyle, ne zaman anladın beni sen?
Bir kışa çevirdin baharı, yazı,
Rüzgarlar sesini taşıyor bana,
Gözümden damlalar akıyor kana.
Seni beklemekten yoruldu kalbim,
Hasretin kurşunu işledi cana.
Ne yapsam içimden hüznüm silinmez,
Şu yollarda toz olsaydım...
Ocaklarda köz olsaydım...
Yine susar mıydın böyle,
Söylenmemiş söz olsaydım?
Ateşlerde kül olsaydım...
Silindi yüzlerden o masum izler,
Mazide kalınca sevgili yüzler,
Nerede o eski, o sıcak sözler?
Ah o geri gelmez, özlenen yıllar.
Su gibi akıp da geçti o zaman,
Büyüdü içimde koca bir çınar,
Kökleri derine uzanır gider.
Sevgiyle kaynayan gizli bir pınar,
Akıp da gönlümün pasını siler.
Ne altın isterim ne gümüş servet,
Güneşin vurduğu son renk solunca,
Bu veda ruhumu benden kopardı.
Geceye hüzünlü yaşlar dolunca,
Bu veda ruhumu benden kopardı.
Göklerin yüzünü duman bürüdü,
Rüzgârın şarkısı çalar,
Gurbet elde yalnızım ben.
Düşüncem maziye dalar,
Huzur arar kalbim her an.
Söylenmez dertlerim susar,
Önce saniyeler unutturur seni,
Dakika araya çeker perdesini.
Unutman gerekir derken geçen saat,
Sorar mı gönlüne: Var mı sende takat?
Gece seni sana şikayet ederken,
Susup kalacaksın veda çok erkenden.
Bir ömrü yoluna serdim de geçtim
Ateşten gömleği seninle seçtim
Uğruna kendimden serden vazgeçtim
En ağır yaramı sarmadın gitti
Düştüğüm kuyular dipsiz ve serin
Yüce dağ başında yanan bir kordun,
Gönlümü onulmaz dertlere kurdun.
Vuslatı beklerken gurbete sürdün,
Ömrü talan eden sen değil miydin?
Dertli dertli gurbet eli gezerken,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!