Dağların başında duman mı oldun,
Karlı dağlarıma boran mı oldun,
Gözümden süzülen yaşa karışıp,
İçimde dinmeyen figan mı oldun.
Gurbetin yolunda yârim mi oldun,
Şu dağlar sislidir, önü görünmez;
Yürürsün yine de, çünkü umut yol bilir.
Kayalar susar bazen, geçit vermez sanılır;
Ama sabır, en sert taşı bile yavaşça aşındırır.
Dalgın olsam geçerdi belki,
ama ben dağılmışım…
Bir düşüncenin kıyısında
parça parça kalmışım.
Toplasam kendimi
Darağacına emanet edildi ömrüm,
Boynum kıldan ince,
Balta çokça keskin,
Sessizliğim şahidim oldu.
Asrın mahkûmları gibi,
Sürgün düştüm ömrüme.
Davacıyım hakim bey,
beni yok sayan gözlerine davacıyım.
Davacıyım hakim bey,
sesimi duymayan o derin suskunluğa…
İçimde büyüyen bir çığlık var,
Dediler ki;
Nasıl hissedersin uzaktaki birini
Dedim sesi kulağıma, sözü ruhuma
değmese de hayali
kalbime değdi ben onu
Gönülden sevdim.
Değer vermek,
kalbin görünmeyen secdesidir;
sen bilmezsin belki ama
ben her iç çekişimde sana eğildim…
Adını anmadım çoğu zaman,
çünkü bazı isimler
Babanın sözü eskisi gibi ağır gelmedi,
Ananın duası gönüllere değmedi.
Evlat büyüdü, edep geride kaldı,
İnsanın hâli değişti.
Mahallenin kapısı eskisi gibi çalınmaz,
Denize vuran akşamın sessizliğinde,
Omzuna değil, kalbine yaslanmayı düşledim.
Bir fincan çayın buğusunda adını seyredip,
Sesini, eski bir dua gibi içime çekmeyi istedim.
Belki çocukça, belki biraz delice...
Bağışla; bazı sevdalar akıldan değil, ruhtan doğar.
Desem ki gözlerinde bir bahar saklıdır
Gecelerin en aydınlığını sende buldum
En serin sabahları seninle soludum
Denizlerin en durgununda yüzdüm gözlerinde
Ve en deli dalgaları da sende gördüm.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!