Kavuşmak değildi muradım,
Zira her vuslat
Ayrılığı içinde taşır.
Ben seni,
Ulaşılmayacağını bile bile sevdim;
Çünkü hakikate en yakın yer
Pirimiz bilir elbet, sanma ki bizden gizlenir…
Kimdir mürşit?
Kimdir mürit?
Kimdir Hızır, kimdir sır?
Biliriz biz, aşk kime nasip, hal kime yazı, derman kimin elinde…
Edeptir yolumuz, sadakat dilimiz, dergâhın gölgesinde yitirdik benliğimizi.
Öyle sevelim ki biz birbirimizi,
Kalplerimiz aynı duada buluşsun,
Hz. Mevlânâ gönlünden geçirsin uzaktan,
“İşte aşkı hakikate taşıyanlar bunlar” desin.
Güneşin doğduğu topraklarda kök salan
Fırat’ın, Dicle’nin sesiyle büyüyen
Tarihimin izinde yürüyen, efsanelere adını yazan
Ben Mezopotamya erkeğiyim
Kusurum vardı elbet,
Ama sevgimde pazarlık yoktu.
Adını her andığımda
Bir kapı aralandı içimde,
Sanki kalbim secdeye vardı usulca.
Beklemek dedim adına,
Ne çok ister insan bu dünyada,
Bir yudum huzur, bir parça sevda…
Ama ben öyle büyük şeyler dilemedim hiç,
Sadece seni…
Ve bak, Rabbim dualarımı kabul etmiş.
Seni yaratmış,
Sana nefes olayım derken,
Sanki boğazında bir düğüm olmuşum...
Gecelerine yıldız olayım derken,
Karanlığını çoğaltmışım farkında olmadan.
Derman ol diye geldim yüreğine,
Sonra dedim ki kendime;
Olsun be… böyleyse böyle olsun.
O’nun canı sağ olsun da,
Yanan benim canım olsun.
Güneş onun ufkuna varsın,
Ben gecemde kaybolayım.
Öyle seviyorum ki seni, gökyüzünün mavi rengi gibi.
Öyle seviyorum ki seni, güneşin sıcaklığı gibi.
Öyle seviyorum ki seni, bulutların düşen yağmur damlaları gibi.
Öyle seviyorum ki seni, rüzgârın esintisi gibi.
Öyle seviyorum ki seni, denizin sonsuzluğu gibi.
Bugünlerde çok dalgınım,
Unutkanlık başladı, yaşlı ruhumda
Herkesi, her şeyi unutuyorum,
Bir sen cam gibi aklımda,
Evimin yolunu bile hatırlamazken zaman zaman,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!