Kader bizi bir menzilde buluşturmadı diye sızlamadım,
Ben sana düşerken kaderi aşmaya niyet ettim.
Aklım sustu, kalbim secdeye vardı,
Adını andıkça imkânsız bile “amin” dedi.
Ben seni sevdim;
Bir nefes gibi, bir sır gibi,
ben seni seversem
gökyüzü utanır da kızıllığını saklayamaz
bulutlar diz çöker ufukta
adını fısıldar rüzgâra
ben seni seversem
Ben seni yokluğunda sevdim,
Adını dilime değil, duama kattım.
Kimse bilmedi içimde nasıl büyüdüğünü,
Bir sır gibi taşıdım seni kalbimin kıyısında.
Sen uzaklarda bir düş gibiydin,
Ben seni yüreğime ektim,
Koparmaya kimin gücü yeter ki?
Kök saldın ruhumun derinlerine,
Onlar, dallarımı budasın.
Bıçak kesse, canım acısa,
mermi değse, içim yansa,
ben yine adını anarım gecenin en sessiz yerinde.
Çünkü sen,
yarama tuz değil,
yaramın içindeki en derin sızısın.
Sensizliğin uğramadığı sokaklarda
Seni beklemek, aşkın en derin hâliymiş meğer.
Adını kalbime her vuruşta yeniden yazarken,
Seni özlemek bile bir lütuf gibi içimde.
Bilmezler…
Bilmezler nasıl düştük birbirimizin kaderine,
Bilmezler nasıl çağırdı kalbimiz kalbimizi.
Birimiz yangın, birimiz kül sandılar,
Oysa aynı ateşte yanmış iki sırdık biz.
Geceyi ikiye bölen bir dua gibiydik,
Gel, rüzgârın peşine düşelim seninle,
Bulutların izinde kaybolalım, bırak kendini.
Geçmişin yükünü bırak rüzgârlara,
Sadece beni duy, hisset, bırak kendini.
Sen,
Kainatın dalgın bir anında
yıldızlar karışırken birbirine
rastladığım o nadir denk geliştin.
Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı
zamandan bir dilek çalardım kaderin avuçlarından;
seni daha erken bulmak için değil yalnız,
seni bana yazan Rabb’i daha erken tanımak için.
Çünkü anladım…
sevda dediğin, iki kalbin çarpışması değil,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!