Gel, rüzgârın peşine düşelim seninle,
Bulutların izinde kaybolalım, bırak kendini.
Geçmişin yükünü bırak rüzgârlara,
Sadece beni duy, hisset, bırak kendini.
Sen,
Kainatın dalgın bir anında
yıldızlar karışırken birbirine
rastladığım o nadir denk geliştin.
Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı
zamandan bir dilek çalardım kaderin avuçlarından;
seni daha erken bulmak için değil yalnız,
seni bana yazan Rabb’i daha erken tanımak için.
Çünkü anladım…
sevda dediğin, iki kalbin çarpışması değil,
Bir dua gibi düştün içime,
Ne unutmama izin var
Ne de sana kavuşmaya…
Gözlerin uzak bir secde gibi,
Ben her gece yokluğunda
Kendime sürgün oluyorum.
Bir fısıltı sandım, şeytanı dinledim,
Kendi elimle kalbime ateş ektim.
Sır sandığım yükü ehline vermedim,
Her darbede biraz daha kendimden gittim.
Yüzünde nur diye baktığım o perde,
Bir gece olur ya…
Herkes uyur,
şehir susar,
yalnız kalır insan kendi kalbiyle.
İşte o gece,
ben bu hayata uyanamazsam
Bir gün ansızın düşeyim aklına…
Kalabalığın ortasında bile yalnız hisset kendini.
Bir şarkının tam yerinde adım geçsin içinden,
gözlerin uzaklara dalsın sessizce.
Ne geri dönebil beni,
ne de tamamen silebil kalbinden.
"Bir gün beni aramanı istiyorum.
Ama öyle numaraları çevirip telefondan değil;
yüreğimin kapısını çal, sesime değil kalbime ulaş.
Bir gün beni aramanı istiyorum.
Adımı değil, sabrımı ara; ellerimin sıcaklığını ara,
Bir gün kavuşur muyuz diye düşünmedim hiç,
Çünkü bazı sevdalar
Varacağı yere değil,
İçinde açtığı yaraya yazılırdı.
Ben seni,
Bir gün mutlaka güleceğiz çocuklar,
Yaralı sabahlardan geçeceğiz.
Yorgun ayaklarımızla yürüyeceğiz,
Göğsümüzde rüzgâr, alnımızda güneş…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!