Bazen kendi içine kapanık bir hasta gibi kapındayım hissine kapılıyorum. Seninle konuşmak iyi geliyor. Seninle şakalaşıp, dertleşmek ve kızdırmaya çalışırken kızdırılıyor oluşum bile huzur veriyor… Sana bir ad vermek istiyorum adının içi dolmuyor. Öyle sonsuzluksun ki nereden dokunsam sen oluyorum. Sendeyim hiç olmadığım kadar ve hiç seni dolduramayacak yanımla… Duruşu güzel, kendi özel çiçek kokulum…
Artık şiir yazmıyorum. Şiir senden kopuş demektir. Her şiir bir başlangıç ve bir kopuşu peşinden getirir. Senden kopmamak adına şiirden kopuyorum ve sarılıyorum seni anlatan yazılara… Sen d/oluyorum seni yazarken, seni yaşıyorum doyasıya… Böyle tutkuyla bağlıyken ve böyle sen doluyken varsın şiirler yazılmazlığıyla kalsın bunca okunmamışlık karşısında…
Sokağın birinden geçerken rastladığım gözlerin karşıladı sen yanımı, ne çok sana benziyordu. İzlendiğinin farkına bile varmadan yürüyüp gittin yanımdan... Bakıp kaldım ardın sıra, sen olmadığını bildiğim halde sen doldurup gitti içime... Sensiz akşamlar, sessiz akşamlar hiç çekilmez oluyor. İçimde bir yokluk hissi, içimde bir kayboluşa uzanış. Dilim dönmez, dönse dinlenmez. Yaramaz bir çocuk yüreğim oynayıp duruyor sokak aralarında. Sen saklanmışsın, aranıyorsun köşelerde; sonra bir köşeden çıkıp koşuyorsun. Yetişmek ne mümkün. Bu yüzdendir hep ebelenişim yüreğine...
Sen yeter ki bak gözlerimin içine, ben sana şiirler yazarım. Şiir yaz demiyorum ama şiir gibi sevebilirsin mesela... Olmadı bir hikâyenin satırlarına yönünü bizim tayin ettiğimiz, bir dargın bir barışık işleniriz… Sana güzel şiirler, sana güzel yazılar yazmak isterken sen gidiyorum diyorsun… Git… Gitmek bir çözümse gözünde git… Sana kal demek isterim ve bunu çok isterim ama demeyeceğim… Gidişine bakacağım sadece… Benim gözümde gidişler bile farklılığı olması gereken bir eylemdir… Giderken ardına bakarsan dur derim. Şayet ardına dönüp bakmazsan gitmeyi hak etmiştir der yürür giderim… Sen git sevgili, aklında gitmek varken sana kal diyemem.
Ne zaman yalnız kalsam gözlerin düşüyor yalnızlığın önüne, bir düş perdesinin aralanışı, sessizliğine isyanım. Sesimin çıkması, kalabalıkların içinde duyulmaması, çok uzağız birbirimizden ve bir o kadar yakınken dokunuşlarımız... Adı olmayan bir filmin içinde oynuyoruz rolümüzü, hiçbir zaman gösterime çıkmayacak oluşuyla...
Geçenlerde kitap aralarına gizlenmiş gözlerinle karşılaştım. Üzerinden yıllar geçmiş olsa bile bakıp gülümsediler. Sesim çıkmadı. Uzunca bir süre dalıp gitmişliğim üzerine gitmişliğinle kendime gelebildim. Unutulmuştun ara sıra içimi sızlatmış olsa bile ve hiç beklemediğim zamanlarda sesinin duyulmasına rağmen... Artık seni düşünmüyorum. Gezdiğimiz yerlerden geçerken aklıma düşüyorsun yalan yok ama çabuk geçip gidiyor. Selamını yollamışsın aldım başım gözüm üstüne, cıvıl cıvıl işlenmişliğinin meyveleriydi yıllar sonra sunulan... Okudukça en çok senin anlayacağın... Sevgiyle kal...
Şimdilerde düşünüyorum beni sana çeken neydi. Gideceğini bilerek nasılda sevilmiştin. Hep dediğim bir söz vardı. “Git ama bitti deme”... Gitmek bir eylemdir lâkin bitti demek kesip atmaktır. Bir yaranın kabuğunu kopartıp atmak gibi attıkça kanatmak gibi… Sen herkes olma, kanatma yaralarımı... Gittiğini bileyim. Bittiğini değil... Sen hiç bitme...
Sığmıyoruz birbirimizin içine, ya sen fazla, ya ben eksik kalıyor. Bir bütünün tamamlanmazlığıyla ve hiç bir kalıba sığmaz yanıyla tüketiyoruz zamanı... Huzur denizine yelken açmış iki gemi gibi... Ilık esip giden rüzgârlar ne dolduruyor bizi, ne durduruyor. Yol alıp gidiyoruz. Biz bize yakın, biz bizden bir o kadar uzaklarda...
Gözlerine bakmak, içim eriyip gitse bile... Gözlerinde kaybolup gitmek, hiç konuşmadan seni izlemek ve sessizce bakışıp konuşmak... Ne çok mek, mak içine yerleşip seni istemenin gerçek yüzü ve seni yaşamanın zorlukları karşısında oluşan hüznü... Ah benim karanlık yüzüm. Dile getirmeye çalıştıkça dilsizliğim. Kendi içime atıp büyüttüğüm sürgün çiçeğim. Yalnızlığın yalnızlığıma eş, huzurun huzurum... Öyle saf, öyle yoğun...
Her yazdığımda sen yoksun. Hatta hiçbirinde yoksun… Nasıl görmek istediysen öyle görme çabaların gözlerini örtüyor… Bu bir bölünmüşlük, kendi içinde binlerce parçaya ayrılan ve içinde sana yer ayırmayan… Uzakları düşleyen şiirlerden geçiyorum. Yakından vurup giden yazıların içine gömülerek… Dilimde acı bir tat, gözlerime sinen giz… İçinde biz olmayan, yazılarda görünmeyen… Yüreğin en kuytularına bir işleniş en saf haliyle… Ne senin anlayabileceğin, ne benim anlatabileceğim senin olmazlığını… Şimdi gitmelisin… Hiçbir şey söylemeden sessizce… İçinde büyüttüğünü, içine gömerek…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!